Veli
Usta (Karaman) “mübadele” ile yerinden yurdundan koparılmış, doğdukları
toprakları bir daha görememe bahtsızlığı yaşamış kuşağın temsilcilerinden
biridir. Temsilci de derken, zannedilmesin ki bahse konu insan sayısı 3 ya da
5, yaklaşık 500.000 kişinin temsiliyetinden bahsetmekteyim, hem de her biri yekdiğerini
nizamı ile. Çeşme’nin sembol isimlerinden biri olmanın yanında bir münevver, bir
batılı, bir asri çınarı ve dahi tekmilen misalidir de, Veli Usta, Girit’te
ailesinin ekonomik ve sosyal durumu mükemmeldir, tıpkı benzerleri gibi desek
diğerlerini üzmemek adına lakin en iyi durumda olanıdır ailesi… Türkiye’ye
gelince artık eski mükemmel günler geride kalır, maalesef… Veli Usta Türkçe
konuşmakta da her muhacir kadar sıkıntı yaşar lakin ne zaman ki Rumlar ile bir
iletişim söz konusu ise adeta tek tercüman olarak hemen ilk akla gelen kişidir.
Halen oğlu Hüsnü Karaman’ın saat ve gözlük satış ve tamir işleri yaptığı
yerdeki dükkâna yerleşir Veli Usta, uzun yıllar orada, mesleki bilgi ve
disipline haiz vaziyette lakin yüksek esnaf ahlakı ile esnaflığa devam
etmiştir. Dönemine uygun tamir işleri ilaveleri ya da değişiklikleri hep
olmuştur, mesela TV’ler çıktı, o işin de sorumluluğunu uzun seneler
yürütmüştür.
Veli
Ustanın saat tamirciliği esasen mübadele ile Türkiye’ye intikalden sonra başlar.
Girit’te kendilerine ait dükkânların hemen yakınında “Fanuraki” adlı bir Rum saat
tamircisi vardır. Veli Usta çocukluğunda ziyadesiyle ilgisini çeken bu ustayı
ve çalışmalarını sıklıkla gider dışarıdan camekândan izlermiş… Çocuklukta alaka
ile oluşan bu muhteşem sevgi, mübadele sonrası hem radikal yer değiştirmenin yarattığı
çaresizliğin yerele mütenasip çaresi, hem de medarı maişet arayışının kesiştiği
noktada saatçiliğe dönüşür, esasen tamir bakım işleri sadece saat ile sınırlı
da değildir, her türlü alet edavat tamiri de söz konusudur zaten saat kullanımı
da yaygın olmaması sebebiyle tabiidir böyle olması… Hatta bir ara nedense
Belediye dükkân sahiplerine tabela asma mecburiyeti getirince tabelayı yazacak
muhteremin ne yazayım sorusu üzerine “saat
vesaire tamiratı” yazdırmıştır, eee her şeyin tamir edildiği yerin tabelası
da böyle olur kabilinden… İşte bu ahvalde Çeşme Meydan Saatinin bakım, işletme
ve kalibrasyon işi ile de ilk akla gelen kişidir.
Çeşme
Meydan Saati, İstanbul Çemberlitaş’ta adı soyadı “Mustafa Şemi Pek” olan bir imalathane sahibi
bir saatçinin imalatı olup, Çeşme’ye kesin kuruluş tarihi bilememekle birlikte
1950’lerin başı olması çok muhtemeldir, Veli Usta’nın oğlu Hüsnü Karaman’a anlattıklarından
bunu hatırlıyoruz. İmalatçı Mustafa Şemi Pek imalatı müteakip Çeşme’ye gelip saati monte
ediyor ve bilahare de gerekecek ayar, bakım ve kalibrasyon hizmetlerinin temin
ve tedariki işini Veli Ustaya devrediyor. Kuruluşu ve işletmesi Çeşme Ziraat Bankası
tarafından finanse edilen, Çeşme Meydan Saati elektrikli bir motora sahip olup
elektriklerin uzun süreli kesilmesi halinde saati kuran sarkacın bağlı olduğu
ipin ucundaki ağırlık dibe kadar iniyor ve oraya yerleştirilen zifte yapışıp
kalıyormuş. Esasen zift oraya sadece tecrit malzemesi diye konmuştur lakin
sonuçta maalesef mezkûr neticeye sebebiyet oluşturmaktadır. Hele ki saatin
gövdesi metalden imal edilmiş olmasından mütevellit sıcak altında zift hemen
yumuşar ve adeta tutkal haline dönüşür ki… Nasıl ki “guguklu saatlerdeki”
ağırlığın belli zamanlarda kurulması gerekmekte iken uzun süre kurulmaz ise sarkacı
kuran ağırlık taaa dibe kadar inmektedir ya, tam da öyle bir şey işte… İşletme
sürecinde bir imalat hatası da tespit eder Veli Usta zamanla ve imalatçıya bir
mektup yazarak durumu ve çözüm yollarını ve imalatçının mutabık olması halinde
bu hatanın kısa sürede giderilebileceğini anlatır. İmalatçının iznine mukabil
hata da giderilir. Hata ise “dört adet saat kadranı doğal olarak en üste ve
saati çalıştıracak makine ise en alta yerleştirilmiş ve makine volan görevi
gören bir mil vasıtasıyla da kadranlardaki akrep ve yelkovanı hareket ettirir
vaziyettedir”, milin ağırlığı nedeniyle zamanla dönüşe bağlı oluşan atalet
sebebiyle mil çalışamaz hale geliyor dolayısıyla da saat duruyor… Çözüm ise rulmanla
oluşturulan bir mekanizma ilavesi ile temin edilir. Rulman marifeti, dönüşün
atalet yaratmayacağı şekilde düzenlenince de artık hurdaya çıkana kadar bu
kabil bir arızaya rastlanılmaz. Esasen “meydan saatleri” basit birer düzenekten
ibaret olup meydan saati imal ve işletmesi de ilk başlarda “İngiliz demirciler” tarafından başlatılmıştır. Diğer taraftan
dişlilerin çalışma irtibatı şimdiki bisiklet zincirlerinin bir benzeri lakin
minyatürü şeklinde kurulmuştur oysaki üzerinde başka meslek erbapları çalışmış
olsa çok muhtemel ki dişlilerin birbirlerine direk irtibatları ile teçhiz
edilebilirdi. Peki, bir markası var mı idi sorusunun cevabı ise marka yok
üzerinde sadece Ziraat Bankası yazmakta idi. Burada verilen tüm teknik ve idari
bilgilerin kaynağı Veli Usta’nın küçük oğlu Hüsnü Karaman olup kendisinden
farklı zamanlarda dinlenerek not edilmiştir. Yoksa ben nereden bileceğim
bunları…
Nuri
Ertan Abimizin Belediye Başkanlığı döneminde realize edilen “meydan düzenlemesine” kurban edilir
Çeşme Meydan Saati, ne yazık ki… Şimdi nerededir onu da Allah bilir… Esasen
biliniyor da… Muhtemelen şehir planlamasından hiç anlamayan, kent mobilyaları,
tesisleri ve teçhizatlarından bir haber kişilerin suflesi ile de estetik
bulunmayan saat derdest edilmiştir. Oysa kim nereden bilecek, nasıl anlayacak
bu önemli bir karakter yapısıdır, Çeşme’nin merkezine yerleştirilmiş… Sana mı
kaldı be adam “estetik mi” olup olmadığı diyeceksin, o da olmuyor işte… İşte
değneksiz gezenlerin marifetleri…
Veli
Ustanın bir de “top tamir hikâyesi vardır ki” tek kelime ile muhteşem… Ben hikâyeyi
tüm detayları ile biliyorum lakin benden önce “o mükemmel anlatımı ve süslemesi”
ile yine Çeşmeli büyüğümüz yazar Mehmet Culum Abimiz yazdığı için ben sadece
hatırlatma kabilinden geçeceğim. Hikâyenin tamamını okumak isteyenler de Mehmet
Culum Abimizin internetteki https://www.culum.com/docs/saatci.html
adresine müracaat etmeliler. Problem çözmenin karşılığı, hem de çok dar ve zor
dönemlerde olmasına rağmen abuk subuk bir kanun maddesine istinaden yaşananlar…
Köylü
toplumunda saat özellikle de meydan saati bulunması ihtiyacı da nasıl bir
ihtiyaçtır hiç anlamadım gitti… Tarla da çalışıyorsun, ki tarladaki
çalışmaların dönem itibari ile de “gün doğdu gün battı” düzeninde olması
hasebiyle kimin ne işine yarardı bilemedim. Esasen saat devlet adına, kamu
adına çalışanların mesai saati düzenlemelerine ve “devlet dairelerinde” işi
olanların ilgili daireye girmeden önce meydan saatine bakarak “aaa mesai bitmiş”
ya da “aaaa halen çalışıyor olmalılar” demelerine ciddi manada yardımcı olduğu
konusunda yazılar okumuş idim… Çeşme’de bu saatten önce de bir adet “Güneş saati” bulunmaktadır. Güneş
saati de, Çeşme’nin ilk “Hükümet Konağı”
şimdilerde ise Ertürk Feribotlarının merkez yazıhanesinin bulunduğu yer ile,
ki sonradan Belediye Dükkanları diye inşa edilen sıradan bir yapıdır, Çeşme
Emniyet Müdürlüğü arasındaki alandadır. Şimdilerde Güneş saatinin kaidesi
maalesef Kervansaray karşısındaki süs havuzunun içinde fıskiye bazası olarak
yerleştirilmiş vaziyettedir. Hani tarihimize çok önem veren abilerimiz ve
siyasetçilerimiz yönetiyor ya Çeşme’mizi, biz de onları efsane diye anıyoruz ya,
Allah selamet versin…
Yine
Hüsnü Karaman’dan dinlediğim enteresan bir hikâye var; genellikle köylüler Cuma
günleri Çeşme merkeze inerler, ihtiyaç olunan her türlü iş görülecek ve her
türlü malzeme temin edilecektir. Bir gün saat tamiri için gelen birkaç köylü,
saati Veli Ustaya gösterirlerken birisi saati bozuk olana seslenir; “o saati
tamir ettireceğine parmağını güneşe şu şekil tut, zamanı daha iyi anlarsın”… İşte
hayatın en basit hali…
1 yorum:
Görünce hatırladım. çok duygulandım.ne yazık ki cesmede çeşmeyi yapan hicbirsey kalmadı 🙁
Yorum Gönder