At arabası tek beygirlik, kağnı ile Roma imparatorluğu savaş arabalarından mülhem hibrit tarz görünümlü idi hatırladığım. İlaveten iki olabildiğince büyük teker üstüne oturtulmuş kasanın bazı yükleri boşaltım kolaylığı teminine matuf eklenen bir mafsal marifetiyle bugünkü damper benzeri bir tesisat eklenerek indirme ve istifleme süresinden tasarruf cihetine gidilmiş. İki teker aksının üstüne olabildiğince denge temin etmek sebebiyle “çelik yaylar” ve onun da üzerine monte kasa bazasının iki yanından beygirin koşum takımlarına sabitleme adına 2 adet kol uzanırdı, işte bu kolların kasa dışında, beygirin koşulduğu tarafta kalan noktasına iki kolu ana gövdeye sabitlemek amacıyla yerleştirilmiş bir demir saplama vardır. Bu saplama demir nakliye vaktinde kasayı ve kolları birbirine sabitlerken, boşaltma anında saplama çıkarılarak kasa ana gövde üstünde basit bir ittirme tatbik edilerek yaklaşık 45 derece yatırılmak suretiyle malzeme boşaltılırdı. Kasanın yüksekliği 50-60 cm olmasına rağmen ihtiyaç halinde yükseltilmek üzere ilave edilebilir yan kapakları da bulunurdu. Şüphesiz bu kapaklar ağırlık bakımından az, hacim bakımından fazla olan malzemelerin nakliyesi esnasında devreye girerdi. Aksi takdirde istiap haddi aşılır beygirin çekebileceğinden fazlası sebebiyle problemler yaşanır.
Çelebi Abi, çok çok az inşaatın yapıldığı dönemde en önemli beton malzemesi olan kum ve çakıl tedarikçisidir. Genellikle; bugün artık “Fener Plajı” diye bilinen yerden kum ve çakıl olabildiğince hızlı temin edilir, yüklenir ve ihtiyaç noktasına ulaştırılır. Direk denizden temin edilen malzeme nedense o günlerin konuşulan konusu değildir… Âdemoğlu henüz malzemenin yıkanması gereğini icat etmemişti. Ya muhtemel olumsuzlukları göz ardı ediliyordu, ya problem oluşmuyordu, ya betonda pas payları tüm kuralları ile gerçekleştiriliyordu, ya da demir ve çimento daha kaliteli idi, ya da tekmili birden, ya da hiçbiri… Galiba “önce ekmeklerin bozulmasını” müteakip, sonra demir, çimento ve daha sonra da işçilikler çok bozuldu… Hatırlıyorum böylesi bir malzeme manzumesi ile babam tarafından dökülen betonu yıllar sonra kıralım dedik, çekiç ve balyozun çıkardığı sesi anlatamam… Neyse… İşte Çelebi Abi böylesi bir Çeşme’de malzeme temincisidir, her inşaata bir şekilde malzeme getirerek dokunmuştur… Üstelik diğer motorlu araçların devreye girmiş olmasına rağmen muhtemel fiyat ve kalite sebebiyle uzun seneler devam eden bir servis… Lakin Çeşmeliler ne zaman ki, derin deniz dibinden temin edilip gemiler vasıtasıyla taşınan kum ve çakılı kullanmaya başladılar, at arabası ile kum çakıl teminin ve naklinin sonuna gelindi. Bir vade sonra derin denizden de malzeme temini çok isabetli bir karar ile durdurulmuş olup görece daha doğru bir temin metodu tercih edilmiştir.
Evet, Arabacı Çelebi Abi’den girince, dedemin de İzmir Çeşme arası yolcu taşımacılığına yönelik “at arabası” sahibi olduğunu ve uzun seneler boyunca bu işi yaptığını da belirtmeliyim. Hem bu taşımacılık hem de mezkûr taşımacılığın “garajı” babındaki şimdiki balıkçılar sokağı üzerine bir yazı da yazmak istiyorum zamanı gelince… Evet, dedem “Arabacı Mehmet’i” de bu vesileyle hatırlamış oluyoruz… İzmir Çeşme arası yolcu taşımacılığı öyle kolay bir faaliyet de değil, birkaç mola ve birkaç gün süren bir süreçtir ve olabildiğince de risklidir, vurguncusu var, soyguncusu var, kurdu var kuşu var, var da var… Dedemin “Çilek” soyadını da, bu yolculuklardan temin edip getirdiği, direk ürün ya da dikilmek üzere köklenmiş yaban çileklerinden aldığı gibi bir tevatür var.
Evet, bu yazı ve hoş hatıraları üstüne, atların çektiği kızaklardan, kağnılara, oradan savaş arabalarına, iki tekerlekli at arabalarına, dört tekerlekli görece asri at arabalarına ve nihayetinde faytonlara ve atlı tramvaylara kadar bir süreci hatırlamak da benim açımdan ziyadesiyle keyifli olmuştur. Sektörel lojistik süreçlerindeki koşum takımları, ıslah takımları, palan, kolan, paldım, üzengi, eyer, eyer altlığı, dizgin, başlık, yular, nal gibi ürünler ile adeta servis istasyonu sayılacak nalbantları hatırlamak da keyifli olacaktır… Hele, nalbantların, tırnak kesim ve nal çakma işlemlerini büyük bir hayranlıkla izlerdik…
Yazıda adı geçen, başta Çelebi Abi ve Cicim Leyla Kabasakal olmak üzere, İmamcık Ali, İhsan Abi, dedem Mehmet’i saygı ile yâd ederken hayatta olan amcakızı Mukaddes ablaya da sağlıklı ve mutlu nice seneler diliyorum.