Fırın; sabah erkenden hazırlanacak ekmekler için akşamdan hazırlık yapılması gerekir, hamurlar hazırlanacak, mayalanmaya bırakılacak… Öyle canının istediği saat yapılacak işler değildir bunlar, hasta oldum, bugün canım çalışmak istemiyor tarzı bahane ve mazeret üretilemeyecek faaliyetlerin merkezidir fırıncılık… Sabah ekmek hazır değilse kısa sürede müşteri külliyen kaybedilir, sermaye kediye yüklenir maazallah. Şimdi kısaca, benim hatırladığım halleri ile işin yönetimsel zorluk ve meşakkatleri üstüne birkaç kelam etmek istiyorum. Sosyal hayatınızın bozulmasına ciddi sebep olan gece yarısını henüz geçmiş iken fırıncının mesaiye hamur hazırlamakla başlaması, uykusuzluk, üstüne her şeyin elle halledilmesine bağlı aşırı yorgunluk, başta ağır un çuvallarının taşınması ve hamur karılması gibi kas ve iskelet üstüne aşırı yük, nihayetinde de fırının yakılması, ısıtılması ve bu derece ziyadesiyle sıcak bir ortamda çalışılması ve hepsinden öte bu faaliyetin fasılasız ve tatilsiz ifa edilmesi… Ve de en kötüsü, genel manada fırınların küçük birer işletme olması ve özellikle devir itibariyle Çeşme’deki faaliyetin boyut ve kapsamı itibariyle tek kişilik bir iş olması, kolay üstesinden gelinir olmasa gerek… Sadece bir vade sonra gündüzleri, kısmen satış yapmak, kısmen fırının açık kalmasını temin ya da mahallelinin yemeklerinin fırında pişirilmesine nezaret etmek adına çocukluk arkadaşımız Latif Çelebi uzunca bir süre Turan Abinin fırınında bahse konu kapsamda çalışmıştı. Latif döneminde komşuların pişirilmek üzere fırına getirilen yemeklerinden küçük parçalar yürütmemiz bir başka hoş hatıra olarak hafızalarımızdadır.
Hayatımda ilk kez hamur makinesini Turan Abinin fırınında görmüştüm, şaşırmak kaçınılmaz idi şüphesiz. Ondan önce kocaman ahşaptan yapılmış dar uzun, bir uzun kenarı dik, diğer uzun kenarı yaklaşık 45 derece eğik bir hamur teknesi vardı. Hamur karanlar eğik kenardan yaparlardı işlerini. İlaveten annelerimizden hamur açma ve hazırlama faaliyetlerini görmüş olarak öyle hayretle izlemiştik ilk günler… Bir elektrik motoru marifetiyle, yatayda yerleşik hareketli bir dişli üzerinde kendi etrafında dönen görece büyük bir kazan içine uzanmış metal mamul parabolik kesitli bir kolun orta hızda ve kesintisiz kendi etrafında ve dikeyde pozisyon değiştirerek dönmesiyle hamuru karan bir basit lakin devrine göre bizim için tılsımlı bir düzenek… Hamur karmayı bazen hayranlıkla birkaç arkadaş birlikte izlediğimiz de olurdu… İzlerdik de ne olurdu, işte bu soruya cevabım yok…
Dönem peksimet üretimi dönemidir ayrıca satılamayan ekmek olursa behemehâl peksimet kesilir, israf nerdeyse sıfır… Bilindiği üzere, Peksimet, kuruyup bayatlayan ekmeğin düşen nem oranı ile doğru düzgün dilimlenerek ve dilimlerin en az iki kez fırınlanması marifetiyle elde edilen, aylar boyunca hatta yıllar boyunca bozulmadan saklanabilme ve yenebilme tazelik ve kalitesini koruyabilen dayanıklı bir kuru ekmek çeşididir. İmalat, ulaşım ve saklanabilme ekonomik ve teknik imkânlarının neredeyse olmadığı dönemlerin en önemli ve şatafatlı ekmeğidir. Gerçi bizim Çeşme’de peksimetin başkenti Bekir Abinin (Erte) fırınıdır lakin bayatlayan ekmeğin ekonomik değerinin devamı adına neredeyse tüm fırıncıların başvurduğu bir imalat çeşididir. Turan Abimiz de bu usule çok sık olmasa bile başvururdu… Biz de taze fırınlanmış peksimetlerden aşırtıp yemeyi çok severdik… Turan Abi görür de görmezden mi gelirdi, hakikaten görmez miydi, bilemedim… Görüp de ses çıkarmamış ise zaten bağışlamış manasında alırım da görmemiş ise de kendisi ile cennet te karşılaştığımda bağışlanmamı isteyeceğim… Turan Abi muhakkak cennettedir, aksi düşünülemez, bu kadar çalış, imalat ve yetiştirmenin duayeni ol, cennete gidememe şıkkı olamaz herhalde, benim ise muhakkak ki yerim orası… Uzunca bir vadedir, peksimetin yeni çeşitleri dükkânlarımızın vitrinlerini süslemektedir, susamlısı, fıstıklısı, tuzlusu, tuzsuzu, diyete münasip olanı, diye diye gayet uzun bir listede modernize halleri ile yerlerini almışlardır.
Turan Abi aynı zamanda sert mizaçlı birisidir, Çeşme’de yeni yeni zuhur eden siyasetin çoklu ve standart dışı davranış ve gayri hukuki pozisyon almalarda da taraf olmaktadır. Bu baptan ciddi “efelikler” de söz konusudur. Lakin bunları bu kadarıyla hatırlayarak geçmek evladır… Sadece sert hayatın kendisini ne derece sert hale getirdiğini hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Adeta gözünü budaktan esirgemeyen abimiz, çifte su verilmiş çelik gibidir, gözü karadır, korkusuzdur… Haksızlık söz konusu ise, nasıl bir otoriteye karşı olduğunun bir ehemmiyeti yoktur, siyasi ve ekonomik büyüklük onu yıldıramamıştır…
Ekmeklerin daha bakkallar marifetiyle satıldığı sistem icat edilmemiştir, herkes ekmeğini fırınlardan almaktaydı… Her ailenin tercih ettiği bir fırın vardı lakin benim hatırladığım babam çok dengeli davranırdı, farklı fırınlardan ekmek satın alırdı, bazen Sakıp Abi, bazen Seydiahmet, bazen Bekir Erte. Ben, satın alma görevi bana verilmiş ise her daim Turan Abinin fırınını tercih ederdim. Turan Abinin fırından taze ekmek çıkışı anında, bazen yarım, bazen çeyrek ekmek kestirir, içine de hemen yakındaki bakkallardan bütçemize münasip ne ise gayri az helva ya da az peynir yerleştirilir, maç arası ya da oyun arası yerdik, nasıl bir keyif idi o şimdi anlatamam… Anlatsam da şimdi keyif alınan şeyler çok farklı olduğu için bunun tam tadı çıkmaz hülasa layığı ile anlaşılmaz…
Bahçe işleri başta enginar olmak üzere tüm sebzeleri kapsardı sonraları büyükbaş hayvan yetiştiriciliğine de başladı, koca bir hayatı tüm diğer akranları gibi durmadan çalışarak geçirdi. Bu işler sadece bilenler tarafından bilinir, ne menem meşakkatli işlerdir, üretimi zordur pazarlaması zordur…
Evet; bizim o devirde Hamam Sokağı dediğimiz sokağın ana yola cepheli bir köşesinde Turan Abinin, diğer köşesinde Seydiahmet Abinin fırını bulunmasına ve genellikle insanların evlerinde kendi imkânlarıyla ekmek ve börek işlerini kotarması münasebetiyle piyasadaki müşteri azlığı sebebiyle aralarında niza, kıskançlık ve fuzuli rekabet izine rast gelinmemiştir.
Bu
vesileyle, artık aramızda bulunmayan başta Turan Tütüncüoğlu abimiz olmak üzere
tüm diğer büyüklerimizi saygıyla yâd ediyorum, hayatta olanlara da sağlık ve
mutluluk diliyorum…