1970'li yılların Çeşme’sinde “milföy tekniği ve el marifetiyle kat kat ve çıtır çıtır” bir börek ise konumuz, tahmin edilen efsanevi lezzet Orhan Abi ve Eşi ile tam karşılık buluyor. Orhan Abi, mezkûr dönem “dead-end” Çeşme’sinin yerel hafızasında çok mühim bir yer edinmiş, el açması hamuru özel bir teknikle katlayarak, yağlayarak aynı milföy gibi pufuduk pufuduk kabaran ve tel tel dökülen börekleriyle meşhur Usta’dır. Orhan Abi'nin eşi, güzelce eritilmiş yerel ve özel tereyağı karışımıyla incecik açtığı hamuru üst üste sererek yaptığı, yenilirken ağızda dağılan adeta damak çatlatan lezzet üretirdi. Ve dahi benim hafızamda böyledir ve şüphesiz ki Çeşme Kent hafızasında da aynısıdır, kendisini tanıyanları var oldukça da yer alacaktır. Dönem itibariyle, bugünlerin janjanlı kapitalist reklam ifadelerinin aksine işler, uğraşılar, beceriler ve nihayetinde mamuller, imalatı yapanlarla mahdut bir hayatiyete sahiptirler. Şimdiki gibi elektronik ortamlarda yalan dolan tanıtımlara dayalı, janjanlı reklam tabelaları ardına saklanmış vasat mamullerin hayat bulmaları söz konusu değildir. Başta Orhan Abimiz olmak üzere tüm emsalleri sahip oldukları kıymet ve değeri yaptıkları işi layığı ile yapmış olmaları hasebiyle tamamen kulaktan kulağa reklam marifetiyle edinmişlerdir. Öyle kolay değil bu yapılan işler ve elde edilen neticeler…
Akşamüzerleri çıkan böreğin müthiş kokusu, şekli ve lezzeti, her yerde ve her şekilde yenilmesi mümkün lakin illa ki “Ayfer’in Kahvede” denize bakarak, tavşankanı demlenmiş çay ile birlikte yenilmesi anlatılmaz bir keyif idi… Dönem itibari ile daha milföy ticari hamurların olmadığı dönemdedir Çeşme, en azından benim bilgilerime göre… Lakin Orhan Abi ve eşi o kadar mahirdirler ki, milföy inceliğinde kat kat hamur, dönemin meşhur peynirleri ya da tam yerli ve milli kıyması ile müthiş börekler imal ederlerdi. Orhan Abi de tepsiyi kaptığı gibi dışarıdadır, çok uzun dolaşması gerekmez, bilenler ve sevenler sayesinde o güzelim börekler çok kısa sürede biterdi. Orhan Abi baş üstüne konan bir ara malzeme üstüne yerleştirilen tepsi taşımanın klasik yöntemini kullanmaz, geniş elini tepsinin altına yerleştirir dengeli bir vaziyette sağ omuzu üzerinde taşırdı, sol elinde de açılır kapanır sehpa vardır. Tepsi dikdörtgen kesitli ve alüminyumdan mamul kenarları yaklaşık 5-7 cm yüksekliğindeydi. Bazı vakitler 2 tepsi üst üste taşırdı, o vakitler hangileriydi hatırlamıyorum şimdi. Hafta sonları mı? Tatil günleri mi? Demek ki kendisinin böyle bir tefrik ve tercihi vardı. Dediğim gibi uzun süre dolaşması gerekmezdi saatini ve güzergâhını bilenler kendisinin yolunu gözlerlerdi. Kısa sürede tükenirdi börekler, soranlara Orhan Abi “size de yarın”, derdi…
Milföy; “mille feuilles” binyaprak manasında Fransızca kökenli bir sözcük olup Canım Yurdumda günümüzde zincir marketler marifetiyle çok bilinir ve kullanılır hale gelmiş görünmektedir. Annelerimizin, Ninelerimizin hazırladığı buram buram bizim toprakları yansıtan böreklerimizin yerini şimdilerde ziyadesiyle almış görünmektedir. Sonradan öğrendiğim üzere de milföy hamurunun kabartılması için maya ve kabartma tozu kullanılmazmış. Kabarmanın gerekçesini fizik bir olay olması ile izah ederlermiş. Soğutularak bekletilmiş hamurun yine soğuk yuvarlanmış tereyağı ile harmanlanması ve ince ince istenilen ebatlarda açılması cidden bir maharet gerektirmekteymiş. Sonra istenilen derecede ısıtılmış fırına sürülünce de hamur katmanları arasındaki tereyağı katmanlarının bünyesindeki suyun buharlaşması ile de hamur katmanları yukarıya doğru itilir ve katmanlar arası meydana gelen boşluklar çıtır çıtır bir börek oluşmasına sebep olurmuş. İşte esasen zor lakin ehil ve mahir ellerde kolaylaşan bu mamul bilahare sıcak sıcak sokağa taliplilerine ulaşmak üzere sevk edilir. Ehil el ve taliplilerine ulaştıran el burada da Orhan Abimiz ve değerli eşi olmaktadır.
Orhan Abi; 5 kız ve 2 oğlan çocuk babasıdır. Mezkûr imalatın neticeleriyle ve dahi günün zor ve kısıtlı şartlarında hiç yüksünmeden, arabeske dalmadan medar-ı maişet motorunu başı dik, alnı ak mütemadiyen ileriye sürmüştür. Şimdi biliyorum olumsuz konuşup konuyu küçültmek isteyenler var lakin çabalar ve neticeleri üzerinden bakılınca hiç de öyle dudak bükülecek vaziyet söz konusu değildir. Kızların birisinin arkadaşımız meşhur Çarkçı Başı İbrahim Pamir ile en büyüğünün ise yine Çeşme’mizin karakter kişilerinden artık aramızda olamayan Badili Kaya (Küçükkarabina) abimiz ile evli olduğunu biliyorum. Bu kadar çok çocuk, ekonomik ve sosyal şartlar böyle iken… Bunun kolay bir iş olduğunu düşünenlere, de buyur derler…
Muhteşem bir hatıra ile nihayetlendirmek istiyorum. Yine Orhan Abi taze çıkmış börekleri ile Çeşme Sahiline gelir, “Ayfer’in Kahvede” deniz kenarında oturuyoruz, yaz ayları geliyor ya da gelmiş, Çeşmeli Gençler deyim yerinde ise tiril tiril giyinmişler, her biri kendince piyasa yapıyor. Çeşme’mizin muhteşem üçlüsünden Filika Hüseyin vaziyeti çok uygun, ayağında günün modasına uygun süper ütülenmiş krem rengi İspanyol paça bir pantolon, üste yine güzel ütülenmiş açık renkli bir gömlek, masada denize bakar vaziyette oturmuş sigara tellendiriyor. Ertan Otelin köşesinden Orhan Abi görününce hemen tavşankanı çay siparişi verildi, o güzelim böreklerden bir tane ısmarlandı. Orhan Abi, tepsiyi elindeki açılır kapanır sehpanın üstüne koydu, teksir kâğıdından mamul küçük pakete böreği koyup verdi. İşte şimdi tam da çay ve börek keyfi çıkarılacak zamandı. Derken Ertan Oteli köşesini muhteşem üçlünün bakiye ikilisi, memur “Uğur Tabakoğlu” ve “Jo Ahmet” (Pamir) döndü geliyorlar, Filika kendisine börek ortağı beklemediği ve arzu etmediği esasen de diğerlerinin sağda solda “onun böreğini nasıl yedik ama”, dedikodusuna katlanamayacağı için, derhal kâğıt içindeki böreği güzelce sarıp bir anda pantolonun cebine sokuyor. Sıcak böreğin bu haliyle sıkışınca dışına bıraktığı sıvılaşmış tereyağı, o güzelim ütülenmiş pantolonun ön sağ cebi seviyesinden dışarıya, aşağılara doğru akmaya başlar. Pantolon mahvolmuş lakin börek kurtarılmıştı, yani maksat hasıl olmuştur. Bunu yan masalardan bizle birlikte görenler katıla katıla gülüyorlardı. Filika’nın umurunda değil, o böreği kurtarmıştı…
O dönemi ve sınır tanımaz şakaları bir kez
daha hatırlarken, andığımız artık aramızda olamayan başta Orhan Abimizi, Jo
Ahmet’i, Memur Uğur’u ve Filika’yı ve dahi Badili Kaya Abimizi saygı ve
minnetle hatırlarken hayatta olan Çarkçı Başı İbrahim Pamir’e de sağlıklı ve
uzun bir hayat diliyorum.