
Başlıktaki
kitabı okudum, süper bir dil ve tespitler özellikle de vakalar arası tesis
edilen illiyet ve diyalektik takdire şayan benim açımdan. Yazar Haydar Ergülen,
ilk defa kitabını okuyorum, sürekli okuduğum gazetede genellikle hafta sonları
olmak kaydıyla uzunca bir süredir köşe yazıları da yazmış olmakla birlikte, kitaplarına
rast gelmemişim demek ki ya da benim aklımda kalmamış. Ne yapacaksınız yaşlılık
diyelim de durumumu kurtarmaya çalışayım… Sevgili dostum Bürçin Karagemicioğlu,
benim adıma imzalatarak almış, bu keyifle okunan kitabı bana hediye etmek
üzere… Yazarın, biyografisinden aynı “kuşağın yolcuları” olduğumuzu anlıyorum,
ODTÜ’nün ODTÜ olduğu dönemde talebelik eylemiş… Evet, o devirde henüz sınav
sorularını çalan “mezkûr acar ve çalar grup” ODTÜ’yü sulandıramamış idi, hatta
hedeflerinde bile değildi. Ne vakit ki, emperyalizm ve yerli mümessilleri,
hedef olarak “ılımlısı” olsun, yeter ki bizim mamalar düzgün ve dolgun olsun
dediler, tüm diğer benzerleri gibi ODTÜ’de bilim yerine şimdi yazmaya gerek
olmayan arayışlar öne geçti… Geçmiş olsun.
Neyse,
maksada marş… Değerli yazar, Cumhuriyetin 100 yılının alfabesi deyip, harf
sırasıyla A’dan Z’ye öğrendiği, gördüğü, düşlediği cumhuriyeti tariflemek adına,
yazmayı tercih ettiği başlıklar ile ziyadesiyle güzel bir kısmi ansiklopedik eser
çıkarmış ortaya. Dil süper, teşhis ve tespitler süper, diyalektik süper, ifade
tarz ve üslubu süper, hele deneme konularının tercihi tam isabet, adeta tercih
edilen konular marifetiyle cumhuriyetin poligonları mütekâmilen atılmış, poligon
birleşim marifetiyle de tekmili birden bizatihi kendisi…
“A”
deyince şüphesiz Ankara ile başlıyor, isimleri ve kaynaklarını anlatıyor kendi
meşrebince, bir tanesi de geçen sene Sibirya’da gördüğüm membaı Baykal Gölü
Angara Nehri’nden mülhem… Mustafa Kemal Atatürk’ün de ziyadesiyle önemsediği
bir içtihat… “Tanpınar’ın izinde beş
şehir” adlı kitabın yazarı Alberto Manguel’den aktarıyor; “Ankara, birbirine rengârenk ipliklerin
karmaşık sonsuzluğu ile bağlanmış olan, bir çağlar ve tarzlar düğümü. Aynı
zamanda bilmecelerle dolu…” Alıntı tam yazarın nevi şahsına münhasır…
“Ankara’da
Devlet Mahallesi var. Kemalizm’le sosyalizm arasında yaşanan bir “sol
çocukluğun” sonra bir zamanda karşımıza ilk cümle olarak çıkacak özlemi var;
‘devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.’ Bu ‘ihtimal’ Ankara’da bir
‘olasılık’ olarak hep var oldu ve Komünist başkentlerin bürokratik hüznü
Ankara’nın yüzüne vurdu. Doğrusu Komünist bir başkent olmak da Ankara’da iyi
dururdu, Ankara da Orta Avrupa’da iyi dururdu.” diye
tanımlama ve tarifleme ile devam eden yazar çok değişik temsiliyete haiz yazar
ve şairlerden alıntılarla hoş bir potpori oluşturmuş başkent Ankara adına.
“B”
de; İstanbul Ansiklopedi’sinde olmayıp da Rakı Ansiklopedi’sinde olan İstanbul
Semti hangisidir diye sorarak başlıyor, el cevap “Bomonti”… “Bomonti halk bahçesi. Halkevleri’nin de
bahçesi sayılır, işletmecileri farklı da olsa. Asmalımescit, nasıl ‘Cumhuriyet
bohemi’nin yeriyse, Bomonti de Cumhuriyet’in birinci derece anlamlarından
‘asri’nin yeridir, ‘asri mekan’dır.” diye fevkalade özetlediği
başlığın muhtevasını kitabın sonuna eklediği, kitabın adeta “kırmızı kurdeleli
cümleler” faslından, “Cunhuriyet’in 100
yılına 100 sevinçli cümle” bölümüne ise; “Cumhuriyet
bir zamanlar Bomonti bahçelerine ailece bira içmenin sevincidir.” diyerek
taçlandırmaktadır. Ve dama; maksada külliyen matuf cümle; “Cumhuriyet’in bayramlarının da kutlandığı
Bomonti, bir bira fabrikası, rakı ve bira markası, bira bahçesi olmanın
ötesinde bir anlam taşıdığı için, tıpkı Balıkpazarı’nda adı Cumhuriyet olan
meyhane gibi, başka bir anlamla çarpışacaktır yıllar yıllar sonra; Eylül
2019’da Bomonti Bişra Fabrikaları külliye yapılması için Diyanet’e
devredilecektir. Cumhuriyet’in kurumlarının yine Cumhuriyet’in kurduğu Diyanet
eliyle onun yıkımında kullanılmasına kim ironi diyebilir? Danıştay’ın şimdilik
durdurduğu bu ‘yıkım’la ‘iki ayyaş’ın kurduğu Cumhuriyet’de şimdilik yıkımdan
kurtulmuş olur.”
“N”de;
“hiç düşünmeden Nazım (Hikmet)
deyişim, yalnızca onu evrensel ve yüzyıllarca kalacak bir şair diye düşündüğümden,
aynı dünya görüşünü, düşleri ve sosyalist bir toplum tasavvurunu paylaştığımdan
değil; onun Cumhuriyet içindeki aykırılığıyla Cumhuriyet’in ilk yüzyılını
temsil eden şair olması arasındaki unutulmaz mı demeli, can dayanmaz mı yoksa
inanılmaz mı, her neyse, işte o ironi de geçerli bunda.”
takdimi ile Nazım Hikmet yer alıyor.
“R”de
ise, şüphesiz ki mühim bir “poligon atılıyor” Rakı… Ne diyor üstad; “Rakıyı bir cumhuriyet icadı gibi görmek
göstermek de doğru değil! Bunu özellikle vurguluyorum, Osmanlıların nerdeyse
bir şeriat imparatorluğu gibi sunulmasına karşın, rakının membaı cumhuriyet
değil imparatorluktur! Üzgünüm!
Üzgün filan değilim tabii,
niye olayım?
İslamcılar ve neo-Osmanlıcılar
üzülsün üzülecekse! Çok uzaklara gitmeye gerek yok, Ahmet Mithat Efendi’yle onu
ustası olarak bilen Ahmet Rasim’e bile bakmak yeter bu hususta! Osmanlı’da
izinli çalışan gedikli meyhanelerin yanı sıra, ruhsatsız çalışan koltuk
meyhanelerinin varlığı da bilinir. Sokak aralarında ayaküstü yudumluk içki
satan ayaklı meyhaneler de bir bakıma “tek-tekçi” sayılır.” Daha
önceleri okuduğum Reşad Ekrem Koçu’nun yazdığı “Eski İstanbul’da meyhaneler ve
meyhane köçekleri” adlı kitapta, mezkûr meyhanelerin fevkalade tafsilatları ile
anlatılmış olduğunu da hemen hatırlatayım.
Peki,
poligonlar bunlardan mı ibaret, şüphesiz değil… Bu seçimler benim tercihim…
Lakin değerli şair ve yazar Haydar Ergülen, Ankara ve İstanbul diye önemli
şehirleri, Ulus ve Taksim diye meydanları, İslam ve Gavur diye dini
karşılıkları ve karşıtlıkları, öz ve üvey diye sahiplikleri, Şef ve Parya,
Ortadirek diye siyasi ve sosyal sınıf ve mevzileri ve daha da yaklaşık 90 adet
poligonu atıp, poligonları birleştirerek, aklındaki, fikrindeki ve nihayetinde
zikrindeki Cumhuriyet tespitini bize aktarmaktadır. Poligon atışları sadece tek
düzlemde de değil elbette tarihsel derinlik de söz konusudur, geçen yüzyıl da
var, bu yüzyıl da, hatta evveli ve ahiri de, akli, ilmi, edebi, harsi, hukuki,
örfi, fikri, zikri ve ahlaki teferruatları da…
Kitabı
okuduktan sonra; “bu cumhuriyet size ne yaptı be, sağından, solundan, altından,
üstünden fütursuzca çekiştirip duruyorsunuz” diyesim geldi lakin mefhumu
muhalifinden de bakınca “yahu burası da, şurası da, çok eksikmiş be” demekten
de kendimi alamıyorum.
Evet,
A’dan Z’ye bir Cumhuriyet turu atmak isteyenler beklemeden mezkûr esere
başvurabilirler. Öğrenme, bilgilenme, güncellenme ve tazelenme kefaletim var ve
tamdır. Birkaç cümlede kitabın sonundaki”100 sevinçli cümleden” gelsin diyorum
2. cümle; “Birinci yüz yılında Cumhuriyetin varlığı
bizi çok sevindirdi, üzdüğü de oldu, ama üzdüğünden çok sevindirdi. Şimdi
ikinci yüz yılında sıra bizde, ne sırası mı, Cumhuriyet’i sevindirme sırası
elbette!”
37. cümle; “Cumhuriyet, Cumhuriyet’in yanlışlarını,
eksiklerini özgürce tartışma sevincidir.”
39. cümle; “Cumhuriyet, kızlı-oğlanlı köy
çocuklarının onlara hem bilgi hem beceri kazandıran Köy Enstitülerinde
yetişmesinin sevincidir.”
Evet,
tafsilatlı fazlası kitapta deyip değerli şair ve yazara da “aklına ve emeğine sağlık,
kalemine kudret” diyelim…