“Yıllardır acı çektirdin hasret bana
Ne zaman gideceğiz Çeşme’ye
Ve ordan Kato Panaya’ya
Bir sarışının bizi beklediği
yere…
Yunanlı şair ve denizci
Pandelis Horn yazmış bu yukarıdaki dizeleri. Muhatabı ise Maria Hristodulu
imiş. Şöyle bir de not var, Kato Panaya kızları güzellikleri ve müziğe olan
yetenekleri ile tanınıyordu. Çiftlikli Yunanlı Şair ve Denizci Pandelis Horn,
Maria Hristodulu için yazmış ”
Böylesine güzel şeyler yazmış Çeşme’nin tanınmış gazetecisi ve yazarı Aydın Korkmaz… Şüphesiz Aydın’ın bir bildiği ve mesnet edindiği kaynaklar vardır, genel manada bilgiye müstenit yazar ve konuşur. Ben bilmiyor olsam da böyle bir denizci ve şair hemşerimiz varmış. Aydın, Çiftlik Köy için bir tanıtım yazısı kaleme almış ve orada bunları anlatıyor. Hemen hemen herkesin ittifakla bahsettiği mahsul ve mekânların yanında, “Ardıç Ağaçlarına” değiniyor. Evet, bugün artık Orman Bakanlığının bile endemik ağaç diye nitelediği bu ağaçlar çok değinilen ya da kollanıp gözlenen ağaçlar değildir. Kotarina taşları ile döşeli “Kilise Bahçesindeki kalıntıları” da hatırlatır bu yazısında. 35 seneden fazla bir süredir haftalık yayınladığı “Yeni Çeşme Gazetesinin” eki olarak verilen “Rehber 2010” adlı yayında bahsedilir tüm bunlar…
Çiftlikköy; devir itibariyle ve bugüne aktarılan izlerinin sağlıklı, adam gibi ve ahlaklı takibi neticesinde görülür ki, Çeşme merkez limanının askeri amaçlar için kullanılması nedeniyle Adalar Denizine açılan çok önemli bir limandır ve tam da bu nedenle daha 40 yıl öncesine kadar izleri dimdik ayakta bulunan, şimdilerde ise ancak ve ne yazık ki her yere kalkınma adına balıkçı barınağı yapma sevdalısı yönetimler tarafından balıkçı barınağı dolgularının altında kalmasına sebep olunan, muhteşem iskelesinin bir benzeri yakınlarda bulunmamaktadır. Yine kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla; “Gümrük Kompleksi” ki bugünlere arta kalan cüzü olan ve bugün artık kültürel ve eğitim faaliyetleri için kullanılan antrepo niteliğindeki binasıyla hayale değer bir durumdadır. Çeşme bölgesinin ticari bir limanı olması görüntüsü yanında mezkûr kayıtlardan anlayabildiğimiz kadarıyla da “Çiftlik” aynı zamanda yukarıda “Melek Paşa Çiftliği” olarak belirtildiği üzere sahip olduğu mikroklimatik özelliklerle de nicelik olarak olmasa bile nitelikli bir tarım bölgesi olup üzüm ve anason ön plana çıkmaktadır. Diğer taraftan belki de dikkatlerden kaçan bir başka ama önemli tarafı da, bazı evlerde halı dokumacılığının, iplikten bez, peşkir ve perde üretiminin de yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu ekonomik faaliyetlerin niteliğinin şehircilik ve imar faaliyetlerine birebir yansıdığına da tanıklık etmemizi sağlıyor bu kayıtlar, ağırlıklı taş olmakla birlikte Bağdadi denilen kompozit yapılarında bir hayli yüksek olması, Melek Paşanın buraya sadece bir Çiftlik gözüyle bakmadığının da bir göstergesi gibi durmaktadır sanki… Şimdilerde sokaklarda bir yürüyüş yapmanız halinde mezkur evlerin, cumbaları, balkonları, pencere ve kapılarının restorasyon bekleyen hallerinin imdat seslerine tanıklık etmenize vesile oluştururlar adeta…
Karşıda Sakız Adasının yüksek dağları, keraat vakti dediğimiz güneşin kavuşmasına mızrak boyu kaldığında, inanılmaz bir şekilde mor renge bürünür, Çiftlikköyün akşamını yavaş yavaş erguvandan eflatun’a dönüştürür, Herodot’un Ege Denizi üstüne şarabın rengi Ege ve renklerin dansı tanımlamalarını adeta günümüze taşıyarak, denizin şarkılarını balık restoranların içine getirir… Mezkûr renkli akşamları denizin şarkıları ile yaşamanın ayrıcalığını tadanların bu anının tutkuya dönüştüğü yerdir işte burası… Günün ortasındaki deniz lacivertinin akşamüstü eflatuna dönüşmesinin keşfedilmesi insanoğlunun kendisine en büyük ikramı olacaktır ki bunun yegâne mekânı da Çiftlikköy’dür dersek fazla abartmış olmayız herhalde… Gün batımı rengi diye bir renk bilmeyenler açısından Çiftlikköy kaçınılmaz ve kaçırılmaz bir destinasyondur… Akşamüzeri keraat vaktinde denizi işgal eden “şarap renginin tanığı olun Çiftlik’te” demenin bir reklâm olduğunu bilmeme rağmen yazıyorum ve yazacağımda, çünkü çok şükür ki böyle… Bu yazdıklarımı sadece bir güzelleme diye nitelendirenler olacaktır şüphesiz ki, ancak, inanıyorum ve biliyorum ki bu güzelliklerden nasiplenenlerin, kesinlikle hem fikir olacağı bir yaklaşımdır tüm bu kelamlar.
Peki; bu kadar güzelliklerin içinde yazımın
başındaki Pandelis Horn şiirinde tasviri verilen güzel sevgililer ve onların müzik
icraları abartılı olabilir mi? Zinhar… Pandelis’in de bildiklerine saygı…