İbrahim
Abimiz, çocukluğumun Çeşme’sinde ve ailemin medar-ı maişeti dâhilinde yakından
tanıdığım, izlediğim birisidir. İbrahim Gören; hatırladığım kıvırcık saçlarının
yaş ilerledikçe beyazlaşması ve önlerinin dökülmesi dışında devamlı gülümseme
durumuna evla dudak hareketleri, dudakları üzerinde devamlı traşlı lakin
kendine has bıyıkları ile gözlerinin karalığını da öne çıkaran siyah ve kalın
çerçeveli gözlüğü ile olan halidir. Devamlı aynı gömleği giydiği izlenimi veren
birbirinin kopyası gömlekleri, göğüs cepleri ve alt cepleri olan, subay yaka
bol kesim, devamlı evrak ve doküman dolu cepler lakin her biri açık renkli
olması muhtemelen yaptığı işe münasip olup mevsime münasip kısa ya da uzun
kolludur. Kulağının arkasına adeta yapışmış kurşun kalemi de asla
unutabileceğim bir detay değildir.

Her
Allah’ın günü, bıkmadan usanmadan ve yorulmadan, akşamın erken saatlerinden
itibaren müstahsil haline bizatihi müstahsil tarafından getirilip, bir sıra ve
düzen dâhilinde yerleştirilmiş, miktar ve nevi tespit edilerek kayıt edilmiş,
sebze ve meyvelerin tek tek, kilogram, evsaf ve bazen de müstahsilini de
söyleyerek kendince alıcı ve satıcı hak ve çıkarını adilane koruyabilecek bir
fiyat tespiti ile mezatları başlatırdı. Sabahın erken saatlerinde başlayan mezat
öğlen bilemediniz hemen sonrasında tamamlanır, yapılan tüm bu işlemlerin
kayıtlarının ve hesaplarının muhasebeleştirilmesi ise bazen akşam ilerleyen saatlerine
kadar devam ederdi. Müstahsil bazında evrak tanzimi ki her biri mahsulün nevi
ve miktarı, alıcı isimlerini belirten, satış değerlerine binaen de müstahsile
yapılacak tediye ve belediye rüsum ve kesintilerini ihtiva eder biçimde
yapılır, bilahare de müstahsil müracaatına binaen ödemeleri yapılırdı. Tediyeleri
alanlar kendilerine bir nüshası verilen müstahsil fişleri üzerindeki alıcı
adlarına göre de kasa, sepet ve küfeleri geriye almak üzere alıcıların dükkân,
lokanta ve otellerine giderlerdi. Dönem itibari ile sebze ve meyveler “daralı”
ambalajlar ile alıcılara bilahare iade edilmek üzere teslim edilirdi henüz daha
doğamızı perişan eden iadesiz plastik ambalaj malzemeleri icat edilmemiş idi. Sabahtan
öğlene kadar satışı yapılıp öğleden sonra kayıt ve muhasebe işleri tamamlanan
müstahsil ödemeleri bir gün sonra eksiksiz ödenirdi.
Mezkûr
devirde Çeşme kalıcı nüfus 5.000 civarı, yazlık geçici nüfus da bir o kadar
olup gıda temininde henüz yerel kaynaklar yeterliydi… Şu anda Kervansaray’ın
karşısına denk gelen ve Çeşme Belediyesi Zabıta Müdürlüğünün bulunduğu mekân mezkûr
faaliyetlerin merkezi idi. Yaklaşık 20 mt’ye 6 mt. çatılı, deniz tarafında da yaklaşık
3mt.’ye 2,5 mt ebatlarında yan yana 2 ayrı odadan meydana gelen bir mekandır,
Çeşme Müstahsil Hali… Genel manada yerli ahalinin hale gelen mahsulden satın
alma yapmadığı bilinir, şimdi hayal edilince anlaşılıyor mahsul miktar ve çeşitliliği,
tüm gelen mahsul manavlar ve oteller tarafından satın alınır ve ihtiyaca sunulurdu.
Yaz aylarında ise mezkûr kapalı mekân haricindeki Kervansaray önünü kapsayan
yaklaşık 30 mt’ye 10 mt açık alanda müstahsilin getirdiği meyve ve sebze ile
dolar taşardı. En önemli taşıma araçları olan eşek ve beygirler, henüz
kullanılmayan lakin görece kapalı olan Kervansarayın orta avlusuna bekleme ve
besleme için bağlanırlardı. Şimdi dahi düşününce insana inanılır gelmemekte o
kadar fazla mahsul, son derece az olan yerel mekânlarda tüketilsin. Demek ki
paranın satın alma gücünün yüksek olmasına istinaden insanlar ziyadesiyle meyve
ve sebze tüketebilmekteydiler. Kendi ihtiyacını yetiştirmek suretiyle
gideremeyen vatandaş eksiksiz ve bihakkın satın alma kudretine sahiptir, devir
itibariyle… Kimsenin atık ve kullanılamayan mahsulden son kertede biz de faydalanalım
gibi bir derdi yok idi. Bu kabil davranışlar eski Türkiye’de yoktur günümüze
has zuhur etmiştir. Yerli kavun, karpuz, domates, taze fasulye, biber,
patlıcan, soğan ve daha sayamadığım her türlü mahsul kalite ve lezzeti bilenler
açısından daha da asla tekrarlanamayacak düzeydedir. Ne mutlu bizlere ki o
günleri gördük, o lezzetli mahsulleri yedik…

Manav
İbrahim büyüğümüz öğrendiğimiz kadarı ile kömür temin ve satışı işinden, devir
itibariyle şimdiki kilise içindeki bir bölümde faaliyet gösteren ve Ahmet Sinan
ve Sadullah Kanyılmaz tarafından idare edilen “müstahsil toptancı hali” idare
işine transfer olmuştur. Kilise’nin şimdilerde kapatılmış olan yıkılmış çan
kulesi tarafındaki kapısından girilince Belediye tarafından tahsisi yapılmış
küçük bir alanda yürütülen bu faaliyet bilahare Kervansaray karşısındaki Sürücü’nün
Evi’nin yanına arkasını da denize verecek şekilde inşa edilen yeni yerine
taşınmıştır. Artık burada Ahmet Sinan büyüğümüz kadroda yoktur, Sadullah Kanyılmaz
ve İbrahim Gören yanlarına kayıt işlerini hızlı yapacak dört işlemi güçlü kâtipler
alarak yaparlar bu işleri… Hatırladığım kadarı ile en uzun süreli kâtiplik
işini yapanlardan Sadık Gören ki İbrahim Abimizin oğlu ve bizim de hala
görüştüğümüz arkadaşımızdır kendisi ve en uzun süreli hatta kalıcı olanı da
Mustafa Ertemiz’dir. Mustafa hala bu vazifeyi tek başına da kalsa, birkaç
müstahsil de olsa başarı ile devam ettirmektedir. Şimdilerde Çeşme Merkez
Otobüs Garajı yanına sıkışmış vaziyette turizm imarının saldırısından kurtulabilmiş
sınırlı alanlarda yetiştirilen yerli mahsulün temin edilebileceği yegâne alan
olarak ayaktadır. Bu işe gönül vermiş vaziyette halen devam etmekte olan
Mustafa Kardeşimize hem teşekkür ediyor hem de başarılarının devam etmesini
diliyoruz. Çeşme Müstahsil Toptancı Halinin duvarlarını süsleyen geçmiş ile
ilgili fotoğrafları görmek isteyenlerin mutlaka ziyaret etmesi gerekir mezkûr mekânı,
fena mı olur işte bu vesile ile özellikle kış aylarında Çeşme Mandalini ve
Çeşme Limonu ve diğer yerli mahsullerle temas imkânı doğar. Mustafa Ertemiz tarafından yürütülen mezkûr
faaliyet anladığım kadarıyla mezkûr arkadaşımızın bu işi bırakması halinde de
bu işin defterinin dürüleceği aşikârdır.
Bu
vesile artık aramızda olmayan büyüklerimizi saygıyla anıyorum halen hayatta
olanlara da sağlık ve mutluluk dolu uzun hayat diliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder