Salı, Mart 24, 2026

MANAV İBRAHİM (GÖREN)

İbrahim Abimiz, çocukluğumun Çeşme’sinde ve ailemin medar-ı maişeti dâhilinde yakından tanıdığım, izlediğim birisidir. İbrahim Gören; hatırladığım kıvırcık saçlarının yaş ilerledikçe beyazlaşması ve önlerinin dökülmesi dışında devamlı gülümseme durumuna evla dudak hareketleri, dudakları üzerinde devamlı traşlı lakin kendine has bıyıkları ile gözlerinin karalığını da öne çıkaran siyah ve kalın çerçeveli gözlüğü ile olan halidir. Devamlı aynı gömleği giydiği izlenimi veren birbirinin kopyası gömlekleri, göğüs cepleri ve alt cepleri olan, subay yaka bol kesim, devamlı evrak ve doküman dolu cepler lakin her biri açık renkli olması muhtemelen yaptığı işe münasip olup mevsime münasip kısa ya da uzun kolludur. Kulağının arkasına adeta yapışmış kurşun kalemi de asla unutabileceğim bir detay değildir.

Her Allah’ın günü, bıkmadan usanmadan ve yorulmadan, akşamın erken saatlerinden itibaren müstahsil haline bizatihi müstahsil tarafından getirilip, bir sıra ve düzen dâhilinde yerleştirilmiş, miktar ve nevi tespit edilerek kayıt edilmiş, sebze ve meyvelerin tek tek, kilogram, evsaf ve bazen de müstahsilini de söyleyerek kendince alıcı ve satıcı hak ve çıkarını adilane koruyabilecek bir fiyat tespiti ile mezatları başlatırdı. Sabahın erken saatlerinde başlayan mezat öğlen bilemediniz hemen sonrasında tamamlanır, yapılan tüm bu işlemlerin kayıtlarının ve hesaplarının muhasebeleştirilmesi ise bazen akşam ilerleyen saatlerine kadar devam ederdi. Müstahsil bazında evrak tanzimi ki her biri mahsulün nevi ve miktarı, alıcı isimlerini belirten, satış değerlerine binaen de müstahsile yapılacak tediye ve belediye rüsum ve kesintilerini ihtiva eder biçimde yapılır, bilahare de müstahsil müracaatına binaen ödemeleri yapılırdı. Tediyeleri alanlar kendilerine bir nüshası verilen müstahsil fişleri üzerindeki alıcı adlarına göre de kasa, sepet ve küfeleri geriye almak üzere alıcıların dükkân, lokanta ve otellerine giderlerdi. Dönem itibari ile sebze ve meyveler “daralı” ambalajlar ile alıcılara bilahare iade edilmek üzere teslim edilirdi henüz daha doğamızı perişan eden iadesiz plastik ambalaj malzemeleri icat edilmemiş idi. Sabahtan öğlene kadar satışı yapılıp öğleden sonra kayıt ve muhasebe işleri tamamlanan müstahsil ödemeleri bir gün sonra eksiksiz ödenirdi.

Mezkûr devirde Çeşme kalıcı nüfus 5.000 civarı, yazlık geçici nüfus da bir o kadar olup gıda temininde henüz yerel kaynaklar yeterliydi… Şu anda Kervansaray’ın karşısına denk gelen ve Çeşme Belediyesi Zabıta Müdürlüğünün bulunduğu mekân mezkûr faaliyetlerin merkezi idi. Yaklaşık 20 mt’ye 6 mt. çatılı, deniz tarafında da yaklaşık 3mt.’ye 2,5 mt ebatlarında yan yana 2 ayrı odadan meydana gelen bir mekandır, Çeşme Müstahsil Hali… Genel manada yerli ahalinin hale gelen mahsulden satın alma yapmadığı bilinir, şimdi hayal edilince anlaşılıyor mahsul miktar ve çeşitliliği, tüm gelen mahsul manavlar ve oteller tarafından satın alınır ve ihtiyaca sunulurdu. Yaz aylarında ise mezkûr kapalı mekân haricindeki Kervansaray önünü kapsayan yaklaşık 30 mt’ye 10 mt açık alanda müstahsilin getirdiği meyve ve sebze ile dolar taşardı. En önemli taşıma araçları olan eşek ve beygirler, henüz kullanılmayan lakin görece kapalı olan Kervansarayın orta avlusuna bekleme ve besleme için bağlanırlardı. Şimdi dahi düşününce insana inanılır gelmemekte o kadar fazla mahsul, son derece az olan yerel mekânlarda tüketilsin. Demek ki paranın satın alma gücünün yüksek olmasına istinaden insanlar ziyadesiyle meyve ve sebze tüketebilmekteydiler. Kendi ihtiyacını yetiştirmek suretiyle gideremeyen vatandaş eksiksiz ve bihakkın satın alma kudretine sahiptir, devir itibariyle… Kimsenin atık ve kullanılamayan mahsulden son kertede biz de faydalanalım gibi bir derdi yok idi. Bu kabil davranışlar eski Türkiye’de yoktur günümüze has zuhur etmiştir. Yerli kavun, karpuz, domates, taze fasulye, biber, patlıcan, soğan ve daha sayamadığım her türlü mahsul kalite ve lezzeti bilenler açısından daha da asla tekrarlanamayacak düzeydedir. Ne mutlu bizlere ki o günleri gördük, o lezzetli mahsulleri yedik…

Manav İbrahim büyüğümüz öğrendiğimiz kadarı ile kömür temin ve satışı işinden, devir itibariyle şimdiki kilise içindeki bir bölümde faaliyet gösteren ve Ahmet Sinan ve Sadullah Kanyılmaz tarafından idare edilen “müstahsil toptancı hali” idare işine transfer olmuştur. Kilise’nin şimdilerde kapatılmış olan yıkılmış çan kulesi tarafındaki kapısından girilince Belediye tarafından tahsisi yapılmış küçük bir alanda yürütülen bu faaliyet bilahare Kervansaray karşısındaki Sürücü’nün Evi’nin yanına arkasını da denize verecek şekilde inşa edilen yeni yerine taşınmıştır. Artık burada Ahmet Sinan büyüğümüz kadroda yoktur, Sadullah Kanyılmaz ve İbrahim Gören yanlarına kayıt işlerini hızlı yapacak dört işlemi güçlü kâtipler alarak yaparlar bu işleri… Hatırladığım kadarı ile en uzun süreli kâtiplik işini yapanlardan Sadık Gören ki İbrahim Abimizin oğlu ve bizim de hala görüştüğümüz arkadaşımızdır kendisi ve en uzun süreli hatta kalıcı olanı da Mustafa Ertemiz’dir. Mustafa hala bu vazifeyi tek başına da kalsa, birkaç müstahsil de olsa başarı ile devam ettirmektedir. Şimdilerde Çeşme Merkez Otobüs Garajı yanına sıkışmış vaziyette turizm imarının saldırısından kurtulabilmiş sınırlı alanlarda yetiştirilen yerli mahsulün temin edilebileceği yegâne alan olarak ayaktadır. Bu işe gönül vermiş vaziyette halen devam etmekte olan Mustafa Kardeşimize hem teşekkür ediyor hem de başarılarının devam etmesini diliyoruz. Çeşme Müstahsil Toptancı Halinin duvarlarını süsleyen geçmiş ile ilgili fotoğrafları görmek isteyenlerin mutlaka ziyaret etmesi gerekir mezkûr mekânı, fena mı olur işte bu vesile ile özellikle kış aylarında Çeşme Mandalini ve Çeşme Limonu ve diğer yerli mahsullerle temas imkânı doğar. Mustafa Ertemiz tarafından yürütülen mezkûr faaliyet anladığım kadarıyla mezkûr arkadaşımızın bu işi bırakması halinde de bu işin defterinin dürüleceği aşikârdır.

Bu vesile artık aramızda olmayan büyüklerimizi saygıyla anıyorum halen hayatta olanlara da sağlık ve mutluluk dolu uzun hayat diliyorum. 

Hiç yorum yok: