Cuma, Mayıs 15, 2026

ÖMER HALICILAR ve YILANIN HELVASI

 

Adana’ya 50. Sene-i devriye buluşmasına gitme kararı aldığım vakitlerde, telefon çaldı, arayan kadim dost Ömer Halıcılar idi yanında da uzun vadedir görüşemediğim bir diğer dost Levent Kıyan var… Levent; “Adana Kebap” denilince ilk akla gelen “Onbaşılardır” ya, onun son kuşak temsilcisi, klasik kebap yapımcılarının sonuncularındandır. Adana’ya gelince mutlaka görüşelim sözünü almadan teslim olmadı telefonda, sağ olsun… Kavilleştik, kısa süreliğine de olsa görüşecektik… Bir akşam kısa süreli de olsa kebap donatılmış masada birlikte olduk… Başta müthiş muhabbetleri için her ikisine, sonra da Levent Kardeşimizin delaletiyle yapılan siparişler eşliğinde akan zamanda Ömer kardeşimin misafirperverliğinin samimiyetini yaşadım. Var olsunlar, herkese böyle dostlar nasip ve kısmet olmalıdır hayatta… Esasen her ikisinin de ortak dostlarının olması söz konusu iken yenilerde bulundukları bir ortamda adımın geçmesi üzerine, daha samimi başlarlar muhabbete, oradan hareketle eskileri konuşulur, mahalle, okul ve ortak tanıdıklar derken, kocaman bir rehber oluşur…

Levent için bundan yaklaşık 20 sene önce Ankara’da yaşadığım dönemde yaptığım bir şaka her görüşmemizde mutlaka muhabbetin bir detayını oluşturur… Bir yılbaşı akşamı, biraz da sesimi değiştirerek, işletmesine telefon edip başladım siparişi yazdırmaya kendisine, 20 Adana kebap, 15 kuşbaşı, 20 fındık lahmacun, derken adres yazdırılmaya gelir sıra, filan felan adres derken Ankara derim finalde, başlar gülmeye, o kadar güler ki boğulacak gibi olur… Bir taraftan kendisi gülerken bizdeki misafirler dâhil güle güle çatladık… Bu şaka ya da işletme her bir araya geldiğimizde mutlaka hatırlanır ve yine aynı şevkle gülünür.

Son buluşmada; Ömer ile Levent muhabbetin her boyutunda yeni ortak tanıdıklara rast gelirler, tanıdıkları üstüne hatıralar ve güzellemeler yapılır. Üstüne en fazla konuşulan ve müthiş hatıralar çıkan kişi ise, bir zamanlar Adana’nın en meşhur ciğercisi  “Ciğerci Çolak Bayram Ağa ve ailesi” olur. Ömer’in hem Adana’dan hem de Bürücek Yaylasından komşusudurlar, Levent’in ise babasının bir anlamda iş ortağıdır… Şimdi yüksek müsaadelerinizle, kendisini “adabul.com” adlı bir sitede gazeteci Çoban Yurtçu’dan aktaran Sabri Gül’den dinleyelim. “Adıyla sanıyla Kebapçı Çolak Bayram derler ona.. Şimdi beton duvarlarla çevrili stadyumun, etrafı ilk yapılış yıllarında tahta perdeyle çevrili idi. Tahta perdeyle saha kısmı da dikenli tel ile ayrılmıştı. Bir tahta bloktan ibaret olan ve şeref tribünü denilen şimdiki orta tribüne giremeyenler, maçı bu dikenli tellerin gerisinden seyrederlerdi. Bu seyircilerin yeri ise hiç değişmez, maç boyunca da espriler yağdırırdı. Ama bir de var ki, canının istediği cennetlik, istemediği cehennemlikti. Kendisi, koyu siyah-beyazlıydı. Siyah-Beyaz renkler, o zamanın hem güçlü, hem de en kıdemli kulübü İdmanyurdu’ydu. İdmanyurdu’nu canı kadar sevdiği her halinden belli olan ve şimdi «Amigo» diye adlandırdıkları kimselere taş çıkartan Çolak Bayram, tel örgünün dışına bağdaş kurar, sigarasını tellendirir ve İdmanyurtluları göklere çıkaran, rakip takım elemanlarını da her an sinirlendiren esprilerle sahada bütün dikkatleri üzerine çekerdi: “Haydi dağları bekleyen Avni. Avni yemez çalımı.” dedikçe şimdi Kemal Matbaası’nda ciltçilik yapan Avni Coşar’da coşardı. Sun ve Erciyes sinemalarının şimdiki sahibi Cahit Ener, zaten futbolu şiir gibi oynardı ama. Çolak Bayram’ın nükteleriyle daha da şiirleştirirdi. Ama, onun sevmediği renkler altında oynayan futbolcuların da çekmediği kalmazdı. Belediye Aile bahçesinin müsteciri Coşkun Girici, sarı-kırmızılı renkler altında Seyhanspor’un sağhafı idi. Bayram, ona bir kulp takmıştı. O zaman Adana sokaklannda süslü püslü, ne bulursa takıp takıştıran akıl hastası bir kadın dolaşırdı: Peruze abla.. Çolak Bayram da Coşkun’u Peruze Ablaya benzetir, her topa vuruşunda “Olmadı Peruze Abla.” diye bağırır, bu futbolcuyu ifrit ederdi. Seyhanspor’lu hem atlet, hem de futbolcu bir Yusuf vardı. Şimdi Ankara’da bir ilkokul’un Müdürü. Bayram ona da “Kör Yusuf” diye bağırarak sinirlendirirdi. Adana karmasının sağaçığı Nizam vardı. Adana öğretmen okuluna Edirne’den gelmişti. Selâmi daha füze rampasına çıkmadan onun şutları görülmeye değerdi. Biraz da kalçalı bir sporcu idi. Galatasaray lisesi Müdür yardımcısı iken rahmetlik oldu. Çolak Bayram’m en çok sinirlendirdiklerinden birisi de o idi. Çünkü İdmanyurdu kalesine en fazla gol atanlardan biri de Nizam olmuştu. Bayram, rahmetli Nizam’ın kalçalarını kasdederek “Haydi lenger Nizam” diye haykırırdı. Şimdi de kendisi spor sahasının nerede olduğunu unutmuş. Tenekeciler Çarşısında kebapçı Onbaşı’ların Ciğer ocağını şenlendiriyor. Amigolar gitsinler de eskilerden bir amigo görsünler.”

Adana’da iz bırakan Ciğerci Çolak Bayram için yine Sabri Gül’den bir aktarım; “Çiğerci Çolak Bayram Ağa… Ona Entelektüel de diyebiliriz birçok kişi onu görmek sohbet etmek için Karasokuda bulunan Eski Onbaşılar Kebapçısının kendine tahsis edilmiş üst katında sırf onu konuştuğu espirili dili dinlemek izlemek için mekânını ziyaret edip kebap yerlerdi. Sürekli Şalvar giyer, kafasında Çiftçi kasketi takar, gözünde şişe dibi gibi kalın gözlüğü vardı. Gelen müşterilerini seçer, beğenmediği durumlarda kendine has üslubuyla ortaya laf atarak ince ayar veya şakayla karışık ders niteliğinde deyimler söylemesiyle meşhurdu… Yazın Adana’da durmaz Bürücek Yaylasına giderdi. Orada da tezgâhı vardı ama herkese kebap yapmaz özel müşterileri geldiğinde onlarla yer içer sohbet eder hep beraber eğlenirlerdi.”

İşte böylesine sevilen ve tanınan birisi bizim de buluşmamızda sohbetimizin başrollerine haliyle oturdu. Ömer 1970’li senelerin ortalarında Üniversite Sınavları öncesi kampa çekilir, Bürücek Yaylasında… Çolak Bayram ve eşi Feride da yazı geçirmek üzere Bürücek’e gelmişlerdir. Ciğerci Çolak Bayram gündüzleri özel müşteri ya da konukları için tezgâh açar, eşi de ev işleri ve küçük bahçelerindeki işlere yetmeğe çalışmakta hayat bu rutinde ilerlemekteydi. Ömer Grönland dâhil dünyanın bir dolu yerine gitmek suretiyle halen devam ettirdiği kara avcılığının en yaman günlerini yaşamaktadır. Günlerden bir gün fırının içinde bir yılanın çöreklenmiş olduğunu gören Feride hemen Ömer’e haber verir, ne yaparlarsa yılan istifini bozmaz ve nihayetinde Ömer av tüfeği ile yılanı öldürür. Tam o sırada eve dönmekte olan Çolak Bayram Ağa eşinin de telaşından çabucak mevzuyu öğrenir. Ömer’e şöyle bir bakar, ah çekerek iç geçirir ve “yazık olmuş hayvancığa”. Ömer, Feride Ablasının sorununu çözmüş olmanın manevi huzuru ile kendi evine döner, dinlenmeye kaldığı yerden devam eder. Artık iyiden iyiye akşam bastırmış etraf karanlığa bürünmüştür. İlerleyen saatte kapı çalınır, Ömer kapıyı açar, kapıda elinde üstü örtülü bir tabak ile Feride Ablasını görür. Feride Ablası; bu arada nasıl etmişse hemen helva karmış ve Ömer’e de bir tabak getirmiştir. Feride Ablası tabağın örtüsü kaldırır ve Ömer’e “Yılanın helvasını pişirdim” der… Tabağı bırakır gider…

Bugünden geriye baktığımızda nasıl enteresan bir hatıra var karşımızda… Ziyadesiyle korktuğu için kovalamakla kurtulamadıkları yılanın ölümü üstüne “yazık olmuş hayvancığa” diyen bir ciğerci ve yılanın ölümü üstüne helva karan bir ciğerci karısı… Artık bu mevzunun üstüne çok çeşitli yorum ve izahatlar yapılabilir lakin her şeye rağmen bu insanların tabiat ana karşısındaki tutumları ve duygusallıkları asla ve kat’a görmezden gelinemez…

Bu ve buna benzer daha nice hatıralar ile geçirdiğimiz bu muhteşem gece için tekrardan kadim dostlar Ömer Halıcılar ve Onbaşı Levent Kıyan’a sonsuz teşekkürler…

Hiç yorum yok: