Cuma, Eylül 04, 2026

AGÂH ADAK, ABİDE ADAM

 

Çok değerli Hocam, Abim Kadir Agâh Adak, müthiş insan, çelebi, bilge ve örnek insan, hangi özelliği öne çıkar nasıl desem bilemedim ki… Tekmili birden işte, eksik bırakmamaya çalışıyorum lakin mutlaka eksik kalacak… Öğrenciliğimiz döneminde Canım Yurduma dayatılan ve yaşatılan iç savaş şartlarındaki yaşanan bin türlü provokasyon ve saldırılar karşısında serinkanlılığı, olayların analizinde hızlı kavrayış ve intikali karşısında her daim hayranlık duymuştuk. Sadece bu sebeple mi? Zinhar, başta iş hukuku, kamu hukuku, idare hukuku ve ticaret hukuku konularındaki çok yönlü disiplin ve kariyerinin öncelikle de bir akademisyen ve idareci olarak nasıl da ilmek ilmek örülmüş olmasının sonuçlarını yakından izleyenler olarak nasıl da gıpta ile izlerdik… Canım Yurdumun karabasanı 12 Eylül açık faşizminin kendisine yaşattıklarından sonra da, yine yılmadan İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim kadrosuna katılması ise umudunun ve inadının nasıl da yıkılmaz ve sarsılmaz olduğunun bir ifadesidir bence… 12 Eylül faşizminin özellikle ve başta kendisine ve Doç. Dr. Güneş Arıkdal Hocamıza ve şüphesiz ki tutuklanan tüm hocalarımıza yaptıklarını anlatmak için kitaplar yazmak gereklidir. Bunları bilahare buluştuğumuz Güneş Hocadan dinlerken, yaşanan acıları tam da bir Adanalıya layık biçimde ağzını doldura doldura küfredişini, “r” harflerini yerine geldikçe en az 4 kez tekrarlayarak galiz küfürlerle anlatışından anlıyorduk. Muktedirlerin ve yancılarının biat etmeyen öğretim ve eğitim elemanlarına, tüm diğer insanlara olduğu üzere bitmeyen, tükenmeyen bir nefret ve kinle nasıl saldırmış olduklarını da hatırlayınca insanın gönlü kırılır, isteği tükenir diye düşünmesi normal olabilir lakin bu kırıklık ve isteksizliğin zerresi bile olmadı Agâh Hocada… İşte böyle birisinden bahsediyorum.     

Çok yönlüdür, bilimsel altyapısı da, kariyeri de, akademisyenliği de… Aynı zamanda Genel Yayın Yönetmenliği de yaptı, bu kadar uğraşısı yanında. Namus ve ahlak abidesi insanlardan biri olarak “Farklı Gazete” spotu ile çıkarılan “Demokrat Ege” Gazetesinin yönetimini de üstlendi. “Demokrat Ege” gazetesi Ege Bölgesinde tüm demokrat ve devrimci kesimlerinde umut ve heyecan uyandırırken, muhalefet ve itiraz istemeyen hâkim kesimlerde de telaş ve korku yaratmıştı. O günlerde, Hocalığımızdan Abiliğimize terfi etmiş Agâh Adak, gazetenin beklenti ve hedeflerini benimle paylaşırken duyduğu heyecanı emin olun bugün yaşıyor gibi hatırlıyorum. Agâh Abimizin akademisyenlikten gelen bilgi ve görgüye dayalı kararlı görünüşü her daim olmakla birlikte bu kez bu sektörde de etkili olmuştur. Şu anda aklımda kaldığı kadarıyla, ben ayakta kalınabilir mi diye sorduğumda, hiç üşenmeden ve sıkılmadan devir itibariyle bir gazetenin ayakta kalmasının tirajı üzerine geniş geniş bilgiye dayalı izahat vermiş ve bilahare de söylediği tiraj rakamların büyük ölçüde yakalandığını büyük bir umut ve şevkle ilave etmişti. Lakin bilindiği üzere halkımızın kendilerine doğruları söyleyenleri pek sevmediği iddiası maalesef bu girişimde de tekrarlanmış ve gazete yayınını sonlandırmıştır.   

Üniversite sonrası her birimiz devrin gerçekleri mucibince dört bir yana dağıldık, bir taraftan günlük dertleri çözmeye çalışıyor bir taraftan da eski günlerin hatırına binaen birbirimiz arayıp soruyorduk. Devrin iletişim şartları bir öncesine göre biraz daha ehven olsa dahi bugünkü imkânlarla kıyaslandığında sıfıra yakın kabul edilmelidir. Bir tarafı ile 12 Eylül tenkil politikaları neticesi insanlar ses çıkaramaz hale getirilmiş, ses çıkaranlara ise, Mamak, Diyarbakır, Metris, Adana başta olmak üzere mahpushaneler mekân olmuş, diğer tarafı ile bu furyadan yırtmış olanlar da Yaşar Kemal’in deyimi ile “zilli kurt” haline düşürülmüş, iş aş peşine koşarak çaresiz umarsız olmanın da yarattığı bir savrulma yaşanmaktadır. Bu şartlarda tekrardan görüşebilmeler, bir araya gelebilmeler genellikle yaşanan tesadüflere kalmıştır.       

Seneler sonra Namus ve ahlak abidesi dekanımız bilahare abimiz Agâh Adak ile birbirimizden habersiz İzmir’de yaşamaya başlamışız… Lakin aileler parçalanmış, aile bireyleri birbirini görebilmek adına, her daim 1000 km git, 1000 km gel, marşına tabi olmuş, kimin umuruna… Böylesi bir seyahatte, Agâh Hocanın eşi değerli ve sevgili Suzan Ablamız ve eşim Adana İzmir seyahatinde, otobüste yan yan otururlar… Kolay değil, konforu görece düşük otobüsler, uzun molalar vs. derken yaklaşık 13 saat süren bir yolculuk ve birliktelik. Nereye gidiyorsun, ne kadar kalacaksın muhabbeti, benim inşaat mühendisi olduğum İzmir’de çalıştığım eşimin de her fırsatta ziyaretime geldiğinin beyanı üzerine, Suzan Abla da aynı seyahatleri her fırsatta yaptığını, eşinin de Çukurova Üniversitesi İnşaat Fakültesi eski dekanı olduğunu ve eşini ziyarete geldiğini söyler… Evet, ortak noktalar bulunmuş, İnşaat Fakültesi, biri öğrenci, diğeri dekan… Bu ortak noktalar, öğrenci ve dekan isimlerinin söylenmesine evrilince, kendilerini evlerinde ziyaret etmemden ötürü Suzan Abla beni iyi tanıdığını söyler… Bilahare mümkün olduğunca İzmir’de görüşmeye başlıyoruz. Agâh Adak, sadece başarılı bir akademisyen, öğretim üyesi değil aynı zamanda başarılı bir hukukçudur da, İzmir’de avukatlık yaparak medarı maişet vapurunu sürmektedir. İzmir’de avukatlık yapmakta, Baro’nun aktif üyesidir, çeşitli komisyonlarda görev alır, fikir arz eder iken memleket üstüne kaygıları, duyguları ve katkıları olan insanlar ile bir araya gelinir.

Amerika’nın “bizim çocuklar” diye takdim ve takdir ettiği, tam da bugünlerde lazım olur diye önemli mevkilere getirilmesinin hazırlıklarının titizlikle yapıldığı artık yeterince ve aleniyette bilinen, şimdilerde ise yalandan da olsa yargılanan ve rütbeleri sökülen general taifesi ve yönetici kadrosu, her gün ellerindeki silaha güvenerek kendilerine muhalif olan herkese hakaretler yağdırıp, olmadı tutuklatıp, olmadı işkencelerden geçirip susturmaya çalışırlarken susmayanlar da vardı. Bunların arasında şüphesiz ki Agah Adak Hocamız da vardı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Başkanlığı yaptığı dönem, Türkiye’de askeri faşist darbe sonrası sivil hak arayışlarının, cezaevi açlık grevlerinin ve ağır sansürün yaşandığı oldukça riskli ve tarihi bir dönemdir. 12 Eylül’ün ne menem bir illet ve felaket olduğunu bizzat yaşayarak tecrübe eden Hocamız, yaşanan genel ve yaygın manadaki insan hakları ihlalleri, Buca ve Aydın Cezaevleri gibi bölgedeki kritik mahpushanelerde tutuklu ve mahkûmların can güvenliği, sağlık hakları ve ailelerin engellenen görüş hakların için adliye’lerde, baroda ve cezaevi önlerinde gözlemci ve savunucu olmaktan da geri durmadı. Gerek Baro’da, gerekse de İHD’de lüzumlu komisyonların oluşturulup, siyasi ya da adli gerekçelerle gözaltına alınıp hak ihlaline ve işkenceye uğrayan kişilere hukuki destek ve danışmanlık yapılmasına çok büyük katkılar koydu.

Şüphesi daha çok şey anlatılabilir, bu namus abidesi, devrimci ve demokrat hocamız için. Hülasa “mağdurun ve sahipsizin” avukatlığını, bir dönem çıkardıkları gazete ile sözcülüklerini yapan ve ne yazık ki artık aramızda olamayan Agâh Adak’ı bu vesileyle derin bir saygı ile anarken eşi çok değerli Suzan Ablamıza da sağlıklı uzun bir ömür diliyorum.