“Değerli arkadaşım,
rahmetlileri yazıyorsunuz yaşayanları’da yazar mısınız? Teşekkürler Sevgiler,
son söz sizin…” diye yazılmış bir notla karşılaştım, Ahmet Erküçük
Abimizin verdiği zarfı açınca… Düşündüm, doğru lakin benim de mazeretim var… Eskiden
tanıdığım ve Çeşme’ye karakter kazandırdığına inandığım büyüklerimin bir
şekilde ailesi ve yakınları dışında az hatırlandığını ya da unutulmaya yüz
tuttuğunu görüyordum, maksat unutulmasınlar diye başlayıp, hatıralarım olanları
günümüze, dilim döndüğünce, aklım yettiğince getireyim dedim, ilaveten benim
gözümden Çeşme’nin ve Çeşmelilerin o günü ve bugünü kıyaslaması olsun istedim
lakin daha da mühimi kaydedilen mesafenin kaç arpa boyu olduğu kıyaslaması
ortaya çıksın istedim.
Ahmet
Erküçük Abimizin zarfında neler neler vardı. Kendi el yazısıyla hayatını
özetlemiş, benim açımdan bilinmeyenler az olmakla birlikte detaylarda hiç
bilmediğim şeyler de var. Kendisi eskilerde gerçekleştirilmiş “Çeşme Müzik
Festivali” haberlerinin verildiği gazete kupürleri, Çeşmeliler başta olmak
üzere bazı ziyadesiyle meşhur ve sevilen sinema oyuncuları ile çekilmiş
fotoğraflar, aile fotoğrafları, benim şahsen hiç bilmediğim yönü ise yazmış
olduğu şiirleri, meşhur ve mühim muhteremlere yazdığı şiirlere gelen yazılı
cevaplar, çeşit çeşit…

Yazdığı
şiirlerden birisini daha öne aldım, şiirin edebi değeri nedir ben bilemem,
uzmanlık alanıma girmez, siyaseten yapılan tariflere de fazlaca katılamam
siyasi değerlendirmelerime münasip düşmez, lakin yazıldığı kişi ve ıslak imzalı
cevabı görünce ister istemez öne geçiyor. Şiirin adanarak yazıldığı kişi Bülent
Ecevit olunca… Ahmet Abinin bana verdiği dokümanlardan, çok muhtemelen bir
takdim tehir hatası ile şiirin altında Ekim 1984 tarihi yazılmaktadır, oysa
Bülent Ecevit’in kendisine yazdığı teşekkür mektubunda Haziran 1975
yazmaktadır. Şiirin tarihinin Ekim 1974 olması çok muhtemeldir, eğer şiiri
sonradan temize çekerken ya da elle çoğaltırken bir yazım hatası olmamış ise… Şüphesiz
ki Bülent Ecevit’ten beklentilerin zirve yaptığı dönemde yazılmış bir şiir,
umutlar büyük lakin unutulan taraf ise Bülent Beyin hiç oralı olmayacağına dair
rahle-i tedrisatı yani fikri ve zikri… Dolayısıyla kendisinin, küçük azınlık
dışında kimsenin beklentisini yerine getirmeden görevini tamamladığı da tüm
Canım yurdum tarafından ittifakla kabul edilmiştir. Mezkûr şiirin yazılması da
muhtemelen Bülent Ecevit’in Çeşme ziyareti sırasında sergilediği “Halkçı
Ecevit” profiline matuf olsa gerek… Mavi gömleği sırtında, ayakkabılar elinde
Ilıca Plajında sıradan bir insan gibi yürüdüğü vakit verdiği izlenim çizilen profile
ve yurttaşın beklentilerine de ziyadesiyle mütenasiptir.
Şiirin
başlığı “Umudumuz Ecevit”, şiirden ilk kıta;
Umudumuz Ecevit Genliğin sevgilisisin,
Geç milletin başına derdimiz
dile gelsin,
Bu ortamda sadece sende bize
güvensin,
Başbakan dediğimiz inan ki yine
sensin,
Diye
başlayıp ilerleyen bir şiir, içerisinde bulunulan umutsuzluğun içinde yaratılan
umut olmanın tekrarından ibaret… Lakin Bülent Ecevit gerçekten kendisinden
umulan şeyleri gerçekleştirebildi mi? Maalesef. Bence daha da kötüsü oldu,
umutlanamaz hale gelen bir yurttaş kitlesi yaratıldı. Evet, fazlaca güncel
politikaya girmek istemiyorum lakin kaçınılmaz oluyor dokunmak inceden…
Şiirler
bu kadar mı? Değil şüphesiz… Gazeteci yazar diğer büyüğümüz Yaşar Aksoy, mühim
muhtarımız Rasim Özgül ve tabiidir ki eşi hanımefendiye de yazılmış şiirler var…
Anlıyorum ki yazmaya da devam ediyor Ahmet Abimiz.
1979
senesinde Çeşme’de “Küskün Çiçek” adında bir film çekilir, bu filmi izledim,
neredeyse bütün detayları da hatırlıyorum. Ertan Otel ve resepsiyonda bir başka
arkadaşım Ömer Tütüncüoğlu, bir diğer arkadaşım Berber Kenan Kadayıfçı, Doktor
rolünde Ender Gönüllü Abimizin, bir başka doktor rolünde Sıhhıyeci İbrahim
Abimizin de rol aldığı film için Türkan Şoray ve Cüneyt Arkın Çeşme’ye
gelirler. Ahmet Abi durur mu, her ikisine de birer şiir yazar, gönderir. Onlar
da Ahmet Abinin bu nazik davranışının karşılığında o vakitler Çeşme’de önemli
turistik tesis olan TURTES’de misafir ederler ve günün hatırına buluşma
fotoğrafla ölümsüz kılınır.
Ahmet
Abi, Çeşme Gençlik Kulübünün 1970’li yıllarda önemli golcülerinden Mehmet
Erküçük’ün abisidir, “Rensenbrink” lakabını kendisine helal ettiğimiz Hasan
Erküçük’ün de abisidir. Hem Mehmet hem de Hasan iyi arkadaşlarımdır. Ne yazık
ki Mehmet geçtiğimiz yıllarda kaybettik. Hasan ise zaman zaman ayaküstü dahi
olsa mutlaka muhabbet ettiğimiz birisidir. Lakabı ise “snakeman lakaplı Rensenbrink’ten”
aynı dönemde ve benzer mevkide top oynayan Johan Cruyff’lu müthiş Hollanda
Milli Takımının meşhur ve müthiş sol kanat oyuncusundan gelmektedir, o da uzun saçları
ile özellikle dripling anlarında aslan yelesi gibi saçlarını sallamasından
mütevellit bir benzetmeydi. Hasan, sakatlıklar ve fizik sıkıntılar sebebiyle
sürekliliği olamayan futbolcularımızdandı maalesef.

Ahmet
Abi; Çeşme Futbolunun duayen isimlerinden “Terzi Emin” büyüğümüzün yanında
terzi çıraklığı ile başlar iş hayatına, sonraları kendi dükkanını da açar,
bilahare de devlet memurluğunu tercih eder Sağlık Bakanlığı bünyesine katılır. Terzilik
dönemini iyi hatırlıyorum, hatta şimdi bulamadığım bir fotoğraf hatırlıyorum,
farklı farklı dükkânlarda çalışan terzi çırak ya da kalfalarının bir dikiş
yarışması fotoğrafa yansımış idi, o fotoğrafta da Ahmet Abi yerini almıştır.
Sağlık Bakanlığına geçmiş olduğunu da Üniversiteden arkadaşım Tıp Doktoru Gani
Demircioğlu’nun Çeşme Sağlık Ocağına geçici görevle geldiği bir dönemde ekip
olarak çekilen fotoğrafından öğrendim… Terzi Emin Çeşme’de Beşiktaşlılığı ile
tanınan birisidir, muhtemelen o sebeple Ahmet Abi’de Beşiktaşlıdır.