Perşembe, Eylül 10, 2026

ÇEKİRGE İBO (İBRAHİM ÇINAR)


İbrahim Çınar ile ilkokula birlikte başladık, öğretmenimiz ilk önce şimdi soyadını hatırlayamadığım Neşe Öğretmen bilahare de Huriye Pala Öğretmen, bizim okulu sevmemizin ilk temas an ve noktalarıydı… Kimler yoktu ki, bizim sınıfta, her biri nevi şahsına münhasır olup, Pejo Recep’den başlayıp, Gazeteci Mahmut’a kadar… Bir vade, Çekirge İbrahim, Pejo Recep ve ben aynı sıraya oturmuştuk. Müthiş bir anımız var, tam dersin ortasında, öğretmen ne anlatıyorsa artık, tüm sınıf can kulağıyla dinliyoruz. Derken, inanılmaz bir gürültü ve itişme oldu yanımda, İbrahim ile Recep birbirine bağırıyor, itişiyorlar, öğretmen koştu geldi… O devirde çocukların harçlığı ortalama 25 kuruş idi ve bu tutarın karşılığı madeni para da bizim bakır ve çinko alaşımı pirinç “sarı 25” dediğimiz para idi, çelik nikel alaşımı gümüş renkli “beyaz 25” olarak bilinen para da yeni tedavüle sürülmüş, bizler için bu yeni paraya sahip olmak bir ayrıcalık ifadesidir. Neyse o arada, Recep beyaz 25’i gösteriyor İbrahim’e, İbrahim hemen kapıyor beyaz 25’i, karşılığında kendisindeki sarı 25’i veriyor Recep’e, işte kıyamet kopuyor… İbrahim avucunun içine sıkmış beyaz 25’i “tövbe” açmıyor ya, Öğretmen “evladım bunların her ikisinin de değeri aynıdır” deyip duruyor lakin nafile… Recep de bağırıyor, “versene beyaz 25’i mi”. Netice itibariyle Öğretmen biraz alttan alarak biraz kızarak, paraların değişmesini temin ederek, sulh salah sağladı…

İbrahim çok çalışkan birisi olup, neredeyse yapmadığı iş yoktur hepsinde de başarılı olmuştur bana göre. Kendince bir başarı tarif ve hedefi onu bu uğurda Çeşme düzeyinde bir başarı ölçüsü ile taltif etmiştir. “Hallederiz Abi” kodlu Canım Yurdumun meşhur mottosu mucibince İbrahim de kendince tarifler dâhilinde kendine her şeyi kolay eylemiştir. Her işi yaparım diyen mezkûr abilerin, yani usta, yani her yola gelen yani joker olarak kabul edilen ve sosyal ve iş hayatında çok bariz, neredeyse hiç tartışılmaz ortak özellikleri vardır, her işe soyunan ve iyi kötü becerendirler. Çevredeki herkesi bilirler, tanırlar, etraftaki her gelişmeyi ve olayı duyarlar ve üstüne bilgi sahibidirler, size bir malzeme mi lazım oldu, nereden bulacağınızı söylerler, size bir işi görecek biri mi lazım oldu, tavsiye hazırdır.  Siyasi tercihleri dışında İbrahim de böyle birisi olup, “bu iş olmaz” demez hemen kolları sıvar, işe girişir. Olur, olmaz, artık gerisini biraz da iş düşünsün, ahada başladım tercihleri hep ön plandadır.

Standart bir hayat arayışı oldu hep, “azıcık maaşım, ağrısız başım” umdesini hep benimsedi, tercih etti, dolayısıyla da böyle yaşadı… Kendine faydası kadar çevresine faydası olmadığını iddia edenler hep oldu, lakin fayda enstrümanları da ziyadesiyle mahduttur… Aaa, çok olsa fayda transferi yapar mıydı, bilemiyorum. Lakin her daim “gemisinin kaptanı” oldu… Belki de bu umde tercihi Çeşme dışına çıkmasına, yeni arayış ve bakışlara sahip olmasına mani oldu.  

İzmir Büyükşehir Belediyesi yatırımı olan “Tansaş’ın” Çeşme Şubesinde et reyonunda vazifeli iken gördüm yıllar sonra, yoğunluğundan artan vakitte sohbet ettik. Bildiğim kadarı ile et ve et mamulleri ile ilgili bir tecrübesi yoktu lakin ben yanlış biliyormuşum. Kendini bu konuda geliştirmiş hatta daha sonraları daha sofistike bir ürün olan dönerciliğe terfi etmişti.

Tıpkı babası “Mehmet Abi” (Çekirge Mehmet) gibi medarı maişet motoru için sürekli bir şeyler yaptı, günün ihtiyaçları ne ise artık. Devir itibariyle Çeşme her şeyiyle kendine yeten bir ilçedir, küçüktür, yolun sonudur sonrası denizdir, iş imkânları çok sınırlıdır hatta neredeyse herkes kendi işini yapar, kendine müstahsildir, kendi mahsul ve mamulünü tüketir. Esasen biraz da hayat sizi her şeyi bilmeye en azından fikir sahibi olmaya ya da imal etmeye zorlamaktadır. Zaten ihtiyaçlar da şimdiki gibi çok çok çeşitli değil, faaliyetler de, üretim ve tüketimin en basit hali ile ye-iç-giyin ısın temelli üstüne de olabiliyorsa azıcık para kazan… Mehmet Abi, tütüncülük ve balıkçılık başta olmak üzere her türlü işi yaptı işte oğlu İbrahim de sanki onu tekrarladı… Babası da, kendi gibi Çeşme’nin sevilen simalarından olmaya becerebilmiştir. Babası için gazetecilik yaptığını iddia eden Yılmaz Özdil abuk subuk bazı iddialarda bulunmuştu, hani gazeteci beyin Çeşme’de çalıştığını iddia ettiği devirlere yönelik… Aslı astarı yoktur, anlattıklarının, esasen kulaktan dolma, sallama yuvarlama haber yapalım dersen böyle oluyor işte…  

Beş çocuklu bir ailenin ferdidir İbrahim, Tufan, Zafer dışında iki de kız kardeş vardır. Kızlar beni affetsinler, adlarını hatırlayamadığım için, lakin ikisi de iki arkadaşımızla evlendiler, biri Çeşme’de fotoğrafçılık konusunda çağ atlatan ve fikri genişlik temin eden Atila Ozansoy diğeri ise Köste’li Arap Mehmet Abimin oğlu Bayram arkadaşımızdır. Maalesef Tufan, Atila artık aramızda değiller, şimdi İbrahim de yok… Bu vesile ile hepsini saygılarımla anıyorum. Zafer Çeşme’nin ilk oto ve motor tamircisi büyüğümüz Tahir Ustanın çıraklığını yaparak bu konuda kendini yetiştirdi ve geliştirdi şimdilerde kendini inzivaya çekerek tabiat ile baş başa küçük çaplı üreticiliğe devam etmektedir.   

Baba Çekirge Mehmet büyüğümüz devrin tüm balıkçılarının yaptığı işleri bihakkın yerine getirerek yaşadı, kuşağının her bir ferdi gibi nüktedan kişiliği ile de sevilen kişi olmayı başarmıştır. Balıkçılar Sokağı üzerinde mübadele ile kendilerine tahsisi gerçekleşmiş Çeşme mimarisine güzel bir misal evde yaşadılar. Ev ile ilgili en önemli hatıram, zemin kattaki deponun zaman zaman tütün depolamak için kullanılması olup, zaten buraya çok yakın Tekel’in tütün alma merkezi ile birlikte şubat ayları başında tüm çevreye hâkim olan tütün kokusudur. Ev şimdilerde restore edilip klasik Çeşme evleri envanterine katılmıştır.

İbrahim artık aramızda yok maalesef. Siyaseten başka görüşleri dinlemeye sağır davranışı, sahip olduğunun da savunmasını olabildiğince zayıf mesnetlere dayandırarak yapması bir süre sonra aramızda mizah konusu olmuştu. Her şeye rağmen son güne kadar birbirimize saygılı, ölçülü ve 60 senelik arkadaşlığımıza münasip bir biçimde ilişki yürüttük. Evet, kuşağımız eksiliyor. Adı geçen aramızda olamayan tüm dsotlarımızı saygıyla bir kez daha anıyorum.


Hiç yorum yok: