Ben ona hiçbir zaman “Başkan” demedim çünkü o bizim mahallenin abisidir, büyüğüdür evvelemirde… Kendimce “Abimize” başka bir sıfat yakıştırmak doğru olmazdı çünkü “abilik” makamı bir dolu tarif ve atfetmenin fevkindedir… Esasen de; öyle kapsayıcıdır ki bu “abilik”, bizim gibi küçük kasaba çocukları muhataplarını asla ve kat’a siyasi, örfi, hukuki, beşeri, ilmi, adli, ahlaki, fikri, vicdani ve edebi bir tasnife tabi tutmaz, tutamaz… Ufak tefek sapmalar olsa bile bu umde hep ön plandadır. Gerçi küçük kasabalılığın yoğunluğu ne zaman ki, babamın deyişiyle “devşirme” ve “muhaceren” Çeşmelilerin artmaya başlamasıyla sulanmaya başladı. Diğer saikler mana kazanmaya başladı, “abilik” azıcık irtifa kaybetti, maalesef… Faik Abi böyle değerlendirdiğim birisidir işte. Kendisi gibi yine aramızda olmayan Saim Ertürk ve sağlıklı uzun bir hayat dilediğim Nuri Ertan da bu kabil abilerimizdendir. Mezkûr muhteremler abilikleri yanında doğduğum ve sevdiğim kentimi uzun yıllar yönettikleri için zaman zaman sert eleştirsem dahi ilişkilerinde hiç değişiklik göstermediler tıpkı bizim de değişiklik göstermediğimiz gibi… 9 Eylül 2020 tarihinde Faik Tütüncüoğlu ile yaptığım ve “Yeni Çeşme Gazetesinde” yayınlanan uzun röportajın girişinde de kendisine şöyle hitap etmiş idim; “Faik Abi öncelikle “abi” ve “sen” hitaplarımın seçimi çok eskiye dayalı, aynı mahalleli olmamız, komşu olmamız nihayetinde de sen bizim mahallemizin abisi olman sebebi iledir, bu tespiti yapalım ki, samimiyetimizi ve dayanaklarını okuyucularımız bilsin.”
Kendisi ile hatıralarım çok, belki de bu sebeple birkaç defa kendisi ile ilgili yazı yazmam söz konusu olabilir. Bir defa benim mahallemin abisi olur, sonra Çeşme’nin temsilcisi olarak Asker Ocağında benimle direk olmasa da Çeşmeli arkadaşlarım ile askerlik hatıraları var ve bol miktarda dinledim, sonra siyaseten dünyaya çok çok farklı açılardan baksak da Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Yarımada’dan sorumluluk deruhte etmiş biri olarak, olumlu ve olumsuz pek çok anlatılacak ve mütemadiyen tartıştığımız mevzular söz konusu. Askerlik sonrası siyasete atılma macerası üstüne hatıralar, Belediye Başkanlığı dönemi lakin esasen emeklilik döneminde gazetecilik sürecindeki muhabbetlerimiz üstüne, hatırlanacak ve anlatılacak çok mevzu biriktirmişim.
Mesela; bacak bacak üstüne atması rutin görüntülerin çok dışındadır, bilenler için de değişik bir görüntüdür. Sol bacağını sabit tutup sağ bacağını sol bacağının üstüne atıp sağ ayağını sol ayağının arkasına atması tamamen enteresan bir şeydir. Bir gün sordum “yahu Abi bunu nasıl beceriyorsun ve tam ters bacaklarla da yapabilir misin?” hemen nasıl yapabildiğini gösterdi, ben o gün de bu gün de bu yazıyı yazarken tekrar tekrar denememe rağmen yapamıyorum. Şüphesiz Abimiz bir defa bu yaşına rağmen son derece dengeli ve bakımlı vücut yapısına ve oldukça uzun boyuna borçlu idi tüm bunları… İşte Albaylıktan emekli oluncaya kadar askeri okullar dâhil askeriyede geçen çok uzun ve disiplinli hayat, Belediye Başkanlığı döneminde de devam etmiş. Belediye Başkanlığında beğendiğimiz, beğenmediğimiz işleri vardır şüphesiz lakin disiplinli çalışıyor olmasına, kurallara %100 olmasa bile her politikacıda rastlanılamayacak kadar azami ölçüde kimsenin söyleyebileceği sözü yoktur zannederim… Sabahın erken saatinde bir bakıyorsun, Çeşme’nin bir ara sokağından, Çiftlik Köyü ara sokaklarından otomobilinin sağ arka camı açık vaziyette Faik Abi orada yavaş yavaş ilerleyen otomobilden sağa sola bakıyor, çöp toplanıyor mu, yolların bakımı ne durumda, belediye vazifeleri yerine getiriliyor mu gibisinden…
Faik Abi ile bir röportaj yaptık, mahkemelik olduk 3. şahıslarla, bana göre son derece samimi lakin cesur ifadeler ile değerlendirmeler yapmış idi… Yalnız bir gün Gazetede röportaj ve tepkileri üstüne hasbıhal ediyorduk. Birden bana kızgın ve kırgın olduğunu söylemiş idi, gerekçesi ise; “ben ulusal çapta yayın yapan bir gazetenin önemli bir yazarına gösterdim bu röportajı ve senin ince ince beni doğradığını söyledi” dedi. O gün de, bugün de hiçbir art niyetimin olmadığını beyan etmiş idim. Ayrıca diyelim ki ben bu soruları sordum sen de cevap vermeseydin dedim… Lakin bu kızgın ve kırgınlığını hiçbir şekilde devam ettirmedi, bu benim açımdan Faik Abiyi saygıyla ve özlemle hatırlıyor olmama yeter de artar.
Faik Abi Belediye Başkanlığını bıraktıktan sonra son 2 sene hariç hep halkın önünde oldu, çarşıda, pazarda, gazetede, restoranda hep dolaştı durdu. Belki Belediye Başkanlığı belki Askeri unvanı neticesi insanlarla hızlı temas kuramama gibi bir meselesi varmış gibi görüntüsü verse dahi tartışmasız herkes ile samimi, sıcak ve içten lakin mesafeli diyaloglarını hep kurmuştur. Hiçbir belirti yokken birden hastaneye kaldırıldığını ve durumunun ciddi olduğunu duyduğumda çok üzüldüm ve kendisi ile çok yakın ilişkileri devam eden yeğeni dostum Ali Tütüncüoğlu’ndan devamlı durumunu takip etmiştim. Bir kez de hastanede ziyaretine gittik, Aydın Korkmaz arkadaşım ile bizi karşısında görünce inanılmaz sevindi ve bu duygusunu bize ziyadesiyle gösterdi. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi hem genel, hem de yerel politika ve gelişmelerden büyük bir keyifle lakin “Barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar” sözünü doğrularcasına karşılıklı devam ettik.
Evet,
Faik Abi ile ilgili olumlu ve olumsuz hatıralarımı aktarmaya devam edeceğim. Evet,
geçenlerde cenaze merasimi için topladık, helalliğimizi sordular, helal ettik
bir hakkı ya da haksızlığı varsa üzerimizde. Baktım ki, küskünler, kırgınlar,
dargınlar, kavgalılar bile bu seremoni ile helalleşiyorlar onu bir kez daha
gördüm dün… Seni unutmayacağız Faik Abi… Nurlarda ol…