Eskiden;
kendisine rakip olanın, rakip olma ihtimali olanın, kendisi için tehdit
olduğunu ya da olacağını hissettiğinin ya da kendisine biat etmeyenin ya da
kendisini dinlemeyenin, karşı çıkanın ya da duranın koyunlarını çaldırır sonra buradan
yardım edeceğim, ediyorum numaraları ile adamı dize getirmenin yollarını bulan,
ağalar varmış. Eeeee tabii bu kabil olaylar çok gerilerde kaldı artık çok şükür
ki koyun karşılığı yardım eden ağaların düzeni yoktur… İşte hikâye de bu… Hani
diyeceğim ki önce eşeği kaybettirir sonra da buldurur ya Allah ama eşeği eksik
buldurmaz, tam buldurur…
Bir
varmış bir yokmuş diye başlamak istiyorum ama olmayacak “zamanın behrinde” diyerek başlayalım en iyisi…
Köyün
birinde adamın biri oğlunu evlendirir, evini ayırır geçimini sağlamak üzere de
bir miktar koyun verir, oğul çok azimli ve kararlıdır, koyunları arttıracak,
çoğaltacak ve büyük sürüler sahibi olacak, muhitinde ve etrafında lafı sözü
geçerli bir adam olacaktır ve nihayetinde bu azim ve karar ile yola çıkan
delikanlı 500 koyunluk bir sürü sahibi olmuş, artık “poposunda bir parça peynir görmüş kendini mandara sahibi sanırmış”
sözü mucibince sıra gelmiş lafının ve sözünün dinlenmesi safhasına, sözünü
esirgemeden söyler hale gelince artık kelamın sivri taraflarının otoritenin
temsilcisi Ağa’ya da değmeye
başlaması ile olaylar başlar…
Kendisine
verilen koyunları çoğaltan delikanlı yeni durumuna uygun bir jargon ile
konuşmaya başlar ve buna uygun yürüyüş şekli de uydurur kendisine… Köyün Ağa’sı
da yani köyün sahibi demek daha doğru olur ya, bu durumdan mütevellit sözü lafı
dinlenir ya, bu yürüyüş ve durum değişmesinden rahatsız oluyor, bu çocuk bir şeyler
olmaya başladı belki de bir vade sonra tam bir baş belası olur diyerek gerekli tedbirleri
almaya başlar… Tedbir bellidir… Rakip yok edilecektir, ezilecektir... Ağanın olduğu,
olmadığı yer tefriki yapmaksızın çocuk kendisini güçlü hissediyor ya, ileri
geri konuşmaya başlar iddialı olmaya başlar, al sana güç al sana kudret… Ağa hemen
avanelerine haber salar, ekonomik gelişmesine bağlı dili ve tavrı gelişen delikanlının
sürüsünün ağırlığının alınması talimatını verir. Çete-i avane delikanlının
ağıllarını basar, çobanın gözleri önünde koyunlar gasp edilir ve dağa
kaldırılır, çoban büyük bir telaş ile delikanlıya koşar ve sürünün gasp
edildiği haberini verir. Der ki; koyun sürüsünü çeteler götürdü, delikanlı “vayyy
nasıl götürürler, vay alçaklar” diye hiddetlenir oraya buraya bakılır, dağ taş,
köşe bucak aranır taranır nafile sürü sırra kadem basmıştır gayri… Delikanlının
bu acılı ve hiddetli durumunu, avuçlarını ovuşturarak gizliden takip eden ağa delikanlı
ile konuşma sırasının geldiği kararı veçhile çocuğu davet eder… Ağanın davetini
bu sefer de sosyal avaneleri; “ağa senin bu yaşadıklarından çok üzülmüştür,
sana her konuda sınırsız ve karşılıksız yardım etmek istemektedir, hele bir
gelsin de konuşalım diye seni davet etmektedir.” derler… Ağa çok üzüldüğü
beyanı ile “ne diye derhal kendisine gelmediğini” sorar bir inceden, “biz ne
günlere duruyoruz buralarda, çevremiz var, hükümet katında yüksek mevkilerde
tanıdıklarımız var” diye ilave ederek, “biliyorsun benim elim-kolum yeterince
uzun ne yapar, ne eder sorununu çözerim bilmez misin der?”. İlaveten “hal çaresine
bakarız, derhal civardaki herkese bir haber uçurun bakalım bu yiğit delikanlının
derdini nasıl çözeriz bir kolaçan edin” diye etrafına talimat verir. “Sen merak
etme mutlaka, Allah’ın izni ile bu hain çetelerin izini bulacağız ve bihakkın
hesabını sorup, koyun sürünü geri alacağız” der. Delikanlı da “yahu bu ağa da,
hiç kötü birisi sayılmaz be” diyerek ağanın yanından nispeten rahatlamış olarak
ayrılır. Aradan makul bir süre geçer ağa adamları marifeti ile delikanlıyı “hele
bir çağırın gelsin bakalım” diyerek davet eder, delikanlı gelir, artık külhanbeylikten
eser yoktur, yedi büklüm olmuş, sus pus eski yiğitliğinden eser kalmamış
vaziyettedir… Ağa delikanlıya muştulu haberi verir; “delikanlı, gözün aydın
koyunları bulduk” delikanlı da hemen heyecanla; “sağol ağam Allah razı olsun, hemen
gidip alalım” der, Ağa devamla “bulduk ama durum biraz karışık galiba” der ve
devamla sorar delikanlıya “senin tam tamına kaç koyunun var dı” delikanlı da “500
koyunun vardı ağam” der, ağa “250, ancak 250 tane kalmış” der, “vay efendim
nasıl olur nasıl biter” diye yalvarırcasına ağaya bakarken ağa “sorma, ama
senin sevinmen gerek, evet 250 ama şükür ki bulduk sen ona sevinmelisin” der.
Delikanlı da artık çaresiz “tamam ağam sağol gidip hemen alalım” der ama ağa “biraz
daha bekle konuyu detaylı araştırmaya ve soruşturmaya devam ediyoruz Allah’ın
izni ile diğerlerini de bulacağız ve bulunanları da en kısa sürede getirtip
sana teslim ettireceğim merak etme” der. Bir süre daha geçtikten sonra ağa
delikanlıyı çağırttırır yeniden, delikanlı heyecanla “buyur ağam inşallah
sürünün bulunan kısmı gelmiştir” diye sorar, ağa “sorma be oğlum, 250 demiştim
ya, eeee bu çeteleri takip eden çocukların, bu çalışmalar sırasında biraz
masrafı oldu, masraflar için 250’nin yarısını onlar istiyorlar, ama ben yine de
sana sormadan karar vermek istemediğimden bir sorayım istedim” demiş… Delikanlı
çaresiz “tamam ağam gelsin ne diyelim buna da şükür, buna da Allah razı olsun,
Allah sana da uzun ömür versin” der. Ağa “tamam, ben sana haber vereceğim” der
delikanlıyı başından savar. Aradan bir 10 ya da 15 geçer geçmez ağa “hele şu
delikanlıyı bir çağırın gelsin bakayım” diye adamlarına talimat verir. Artık eski
delikanlılığından, eski sertliğinden ve dikliğinden eser kalmamış delikanlı
ağanın huzuruna çıkar, Ağa hemen konuya girer, “evladım hani 125 koyun
gelecekti ya, getirirken yolda sahip çıkamamışlar, sorma maalesef yarısını da
kurtlar yemiş” çaresiz delikanlı “yapma be ağam nasıl kurt yer, ben perişan
oldum” deyip feryat figan eylerken, ağa “ne yapayım evladım bizim kurtlara
sözümüz geçmiyor, kurtlar yemiş işte, koyunları getirenlerin tüm çabalarına ve
mücadelelerine rağmen, kurtlar yemiş, ben ne yapayım canla başla sürüyü sana
getirmeye çalışanlar öyle diyorlar” demiş. Ağa devamla “kaldı 60 ne diyorsun”
diye sorar. Delikanlı da çaresiz olarak “valla ağam ne diyeyim, getirsinler
gayri” der. Aradan belli bir zaman geçiyor, delikanlı ağaya gelir “ağam ne oldu
benim 60 koyun” diye sorar, ağa da “valla eli kulağında, akşam sabah gelmeli,
gelir herhalde” kabilinden gak guk eder. Ağa “yalnız evladım şimdi ufak bir
sorunumuz daha var” der, hayretle ve sessizce ağayı dinleyen delikanlı “ne
sıkıntısı ağam demiş 500 koyundan kaldı 60, hala ne sıkıntısı olur” diye ağlamaklı
sesle sorar. Ağa “şimdi bunlar bu kadar büyük zahmet ve külfet ile bu sürüyü
buldular ve sana getirecekler ya, onlara bir izzeti ikramda bulunmak gerek, 30
kadar koyunu kesip kavurma yapmalı, hem bu senin şanına da yakışır, şimdi sen
böyle yapmazsan bir daha başın sıkıştığında maazallah bunlar sana yardım
etmezler” der. Nihayetinde delikanlı denilen her şeyi yapar, 500 koyunluk
sürüden 30 koyunu elinde kalan delikanlı ağayı ziyarete gelir, el pençe divan
durur artık anlamıştır gerçekleri, ağalarla uğraşılmaması gerektiğini, uğraşılırsa
da nasıl uğraşılması gerektiğini, demek ki ağa her zaman ağadır diye düşünerek
artık ağa aleyhine kelam etmemek üzere kendi kendine söz verir, delikanlı
kıssadan hisse olarak…
Çok
şükür ki artık hayatımızda bu kabil Ağalara yer yoktur… Ya olsaydı maazallah…
Çok şükür yok gayri…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder