Perşembe, Temmuz 30, 2026

HULUSİ ÖZTİN, BİR DİĞER ÖNEMLİ BELEDİYE BAŞKANI

 

Sokağımızın yakışıklı abisi, bir vade kentimizin Belediye Başkanı olarak görev yaptı. Saygın ailenin, benim de tanıma şerefine eriştiğim Halide Teyzemizin, temin ve tesis ettiği tabii şartlar, mahal veya sosyal atmosfere müstenit, mutedil ve muteber saygın birey olunur, kaçınılmaz olarak. İşte Halide Teyzemizin oğlu Hulusi Abimiz, bana göre tam da böyle birisidir, her bir akranı gibi. Hulusi Abimiz bidayette İzmir’de bakkallık yaparak medar-ı maişet motorunu sürmekte iken Çeşme’nin mezkûr devirdeki siyasi ve ekonomik olarak çok güçlü belediye başkanının karşısına CHP’nin güçlü bir adayla çıkma arzuna binaen döner gelir, aday olur… 1963 ve sonrası beş yıl için artık o belediye başkanıdır. Beş yıl sonra yeniden selefine kaybedip muhalefete geçer 1975-1977 arası tekrar belediye başkanıdır bilahare Saim Ertürk’e kaybeder. Bunun üzerine siyaset arenasından çekilir. Lakin tıpkı öncesinde olduğu üzere sonrasında da o bizim hep Abimizdir, kendisi de bizlere hep bu gözle baktı ve daima bunu hissettirdi, ne büyüklük taslayarak, ne de herhangi bir nobranlık gösterisi içinde oldu.    

Enteresan icraatları da vardır Hulusi Abimizin… Mesela, Çamlı Pansiyon karşısında, Ovacık Köy ve Çiftlik Köy yol ayrımı üstünde bir mezarlık vardı, bugünlerde önemli bir yatırın yüzü suyu hürmetine küçücük bir bakiyesi bulunur ya, işte orası bir günde yıkıldı ve temizlendi… Temizlendi dediğime bakmayın yıkım sonrası ortaya çıkan moloz yığınının uzaklaştırılması manasında diyorum elbette… Onun yıkılması işi maalesef Hulusi abimizin döneminde gerçekleşti… Bir sabah erkenden bizatihi kendisinin de başında bulunup, yönettiği ve yönlendirdiği ekipler tarafından yıkım tarihe olamasa dahi hafızalarımızın bir tarafına nakşedildi. Hatta o kadar özensiz ve düzensiz yapıldı ki bu iş, yıkımdan ortaya çıkan atıkların önemli bir kısmı dolgu olarak kullanıldıkları yerlerde yapılan her çalışmada karşımıza çıktı sonradan. Ovacık Köy yoluna sapınca hemen solda kalan bu mezarlık, mezar taşlarının bugün bile birer mermer işçiliği sanatı olarak hatırladığımız Osmanlı dönemi mezarlığıdır ki; her biri beyaz mermerden olup mezkûr cüzden mütemmim hakkında yorum kolaylaşır. Mezarlığın nazar boncuğu kabilinden tutulması mümkün iken yıkılmasının tercihi kolay anlaşılır değil şüphesiz, lakin bugün karar verilmesi gerekse ittifakla koruyalım kararı çıkardı diye düşünmekteyim. Sadece burası değildi elbette hedef, şimdi A Otel olarak çalışan otelin arsası da komple mezarlık idi, o da ne yazık ki aynı fasıldan yıkıldı gitti.  Mezarlık ile birlikte maalesef bir su deposu kabilinden “yerüstü mahzeni” diye bilinen bizlerin “akar” diye adlandırdığımız bir taş yapı da maalesef hakkın rahmetine intikal ettirilmiş oldu. Bu yerüstü mahzenine akar denmesinin sebebi sürekli bir şekilde bir boru marifetiyle taşan suyun tahliye edilip yol üstünden yolu aşarak hemen yakındaki denize akıyor olmasıdır, bu sebeple yolun o bölümünde yol kaplaması devamlı küçük de olsa bir kanal gibi oyulmuş vaziyette olurdu. Yolu geçer geçmez ise küçük bir kanal vardı denize bağlantıda. Derenin yanında denize dik yanında evin bahçe duvarına paralel dar bir yoldan içinde güzel bir dut ağacı olan çayırlık bir alana girilirdi. Bu çayır alan bizim için bazen futbol, bazen voleybol sahası olurdu lakin devir itibariyle çok fazla rüzgâr olduğundan fazlaca faydalanamazdık bu güzel çayır alandan. Mezarlığın yanından Çeşme merkeze giderken hemen mezarlık ile omuz omuza vermiş çok güzel 2 katlı bir ev vardı, sahibesi Ülker Hanım Teyze her daim 2. kattaki cumbadan yolu seyreder, bazen tüm tanıdıklara bazen de tanıdık olsun olmasın herkese seslenir, iletişim kurardı. Şimdi bu güzel Çeşme Hanımefendisinden geriye kalan genellikle tanıyamadığı kişilere “Allah be evladım sen kimlerdensin”, hatırlamaya ya da tanımaya yönelik cevaba istinaden de “Kızım boynundakiler altın mıdır?” tarzı merak giderici replik… Hay Allah, Ülker Hanım Teyze, nurlarda olasın… Muhtemelen şimdi cennet bahçelerinde, yine bu tarafta olduğu üzere, sağ elini açık ve gergin vaziyette hemen gözlerinin üstüne, alnın tam ortasına alına dik gelecek vaziyette yerleştirip aynı sualleri yöneltiyordur, tüm güzellik ve sevecenliğiyle…

Bilinir, Çeşme Çarşı da, şimdilerde hediyelik eşyalar satılan dükkânların bulunduğu kısacık sokakta, 2 katlı, üst katına geniş bir merdiven marifetiyle çıkılan, Haralambos Kilisesine bitişik Belediye Çarşısı vardı. Yol kotundan biraz yüksek olup, doğru hatırlıyorsam 6 ya da 7 basamak ile zemin kata ulaşılırdı. Hemen solda meşhur ve genellikle yabancı turistlerin tercih ettiği  “Hasan Bağcı” meyhanesi bulunur tam karşısında da bir kasap dükkânı vardı… Üst kat tek başına bilardo solonu, kahvehane ve langırt oyun salonu gibi çok ve genel maksatlı olup ihtiyaç halinde düğün salonu olarak da kullanılan bir mekândı. Mezkûr binanın çatı katı açık teras gibi düzenlenmiş ve dar bir beton merdivenden ulaşılırdı oraya. Biz gençler de “Halkevi” kurmak için yer aramakta iken Belediye Başkanı Hulusi Abimizden yardım talebinde bulunmaya karar vermiştik. Hiç tereddüt etmeden lakin inşaatını kendi imkânlarımızla yapmak kaydıyla bir oda büyüklüğünde bir alanın tahsisini yapıverdi. Bizler de imece usulü bir düzen içinde kısa sürede bir oda yapıvermiştik orada, al sana Halkevi… Biz gençlere bu kabil yardımları, katkıları, yol gösterici davranışı ve devir itibariyle oldukça çağdaş ve demokratik tutumu sebebiyle kendisini hep minnet ve saygı ile hatırlıyoruz ve hatırlayacağız.

Hulusi Abimizin önemli bir hayali ise, Başkanlığı döneminde ihtiyaç sahiplerine ya da müracaatçılar arasında kura çekilmek suretiyle de olsa sembolik rakamlarla meskene müsait arsa tahsisidir, bu işi realize etme fırsatı da bulur. Çeşme Merkez, Otoyol ve Çiftlik Köy yani şimdiki Marina kavşağından Çiftlik Köy istikametine giderken son ev Ali Subay’ın evidir yani şimdiki Maskot Turizm acentesinin olduğu yer ve yol şimdiki olduğu yerde değildir, deniz doldurulmamıştır. Liman özelleştirilmesinin ne olduğu bile bilinmez, bilenler de utançlarından telaffuz etmezlerdi. İşte, şimdiki sıralanmış evler ile Karadağ arasında kalan dar yol var ya, oradan Çiftlik Köye gidilirdi, ana yol orasıydı. Yol Çeşme Körfez manzaralı idi, işte o manzaranın katli maalesef o tarihte şimdiki sıralanmış evlerin arsalarının tahsisi ile başlamıştır. Hulusi Abimiz CHP’li olmasından ötürü AP’lilerin bugün bile eleştirileri fasılasız devam eder. Lakin bu eleştirilerin sebebi asla yapılaşmanın önü açıldı, deniz doldurulmasının önü açıldı değildir, yandaşlara tahsisi yapıldı eleştirisidir. Oysa bugün bile alenen bilinir ki tahsislerin büyük çoğunluğu AP taraftarlarınadır. Babam Tito Yaşar’ın deyişi ile “laf olsun, torba dolsun” kabilinden…

Hulusi Abimizin, bizim bilmediğimiz devirlerde İzmir’de öğrenciliği sırasında hızlı ve başarılı bir basketbolcu olduğu da söylenir. Fazlası ile eksiği ile bizim “Bağarasından” bir abimizi daha saygıyla hatırlıyoruz ve hatırlayacağız. Bu vesile ile de diğer tüm kayıplarımızı saygı ile yad ederim.  

Hiç yorum yok: