Köpek, komşunun duvarına, başı duvarın üstüne gelecek şekilde abanıyor ve sürekli havlıyor, hayvan belli ki bir şeylerden huysuz… Komşu köpek sahibine “köpeğin sürekli havlamasına bir çözüm bulun lütfen” deyince, sadece muhteremin kendisi hayvan sever ya, heyhat, behemehâl vites yükseltip “sizin bu hayvanlarla derdiniz ne yaaa” diyerek son yıllarda moda haline gelen köylü kurnazlığı ile konuyu sulandırmaya çalışıyor… Oysa rahatsızlığını beyan eden adamın tek derdi, sürekli havlayan bir köpeğin verdiği rahatsızlığa dikkat çekip, çözüm aramak… Nedir bu uzun yıllardır artarak yaygınlaşan davranış biçimi, hemen konuyu genelleştirmek bu yolla da sulandırmak ve netice itibari ile gargaraya getirmek… Mesela, Başbakan hakkında gensoru veriliyor, “servetinin araştırılması için” o hemen tüm liderlerinki de araştırılsın diyerek konuya genişlik kazandırıyor, sonra da bodrumda çıkın buldum diye sulandırıyor, nihayetinde de konu gargaraya geliyor… Peki, bunu sadece politikacılar mı yapıyor, ya da neden politikacılar yapıyor diye yakınanların da neredeyse tamamı aynı taktikle ilerliyor… Üzüm üzüme baka baka kararıyor… Eeee sonuçta üzüm tabii, bakma diğer üzüme desen dahi dinlemiyor ki…
Benim buna benzer başka çok yaşanmışlıklarım var mesela bir tarihte kendinden menkul efsane belediye başkanı birine, yol yapımı ve deniz dolgusu ile belki de biraz acımasızca lakin son derece ahlaki ve teknik bir eleştiri yapınca konuyu kavgaya ve gargaraya getirmek için behemehâl sen benim ailemin düşmanı mısın, sen benim aileme hakaret edemezsin yaklaşımı ile beni ortaya atmaya çalışmış idi. Oysa konu son derece basit ve yol yapımı ve deniz dolgusunun yanlışlığı üzerine idi… Lakin bir konuyu kilitlemek ve gargaraya getirmenin en etkili yoludur bu ve ne yazık ki konu “duyuna kalır” yani çözümlenemez hale gelir. Sonra mı? Kolay gücü gücü yetene… Oysa şikâyet ve eleştiri konusu üstüne kendin mantıklı ve makul ve dahi ahlaki ve hatta empatik davranış geliştirsen konu kapanacak… Sen denizi doldururken, senin yanında pozisyon alanların bile “aman yapmayalım, yanan Osmanlı Donanmasının batıklarının üstünü kapatıyoruz” feryatlarına rağmen elindeki güç, tercih ya da hamle üstünlüğünü bahane ederek “ben yaptım oldu” dersen, “defacto” yaratmaya çalışırsan, sadece elindeki güçle sınırlı olur tüm bunlar… Peki Devlet-i Ali’nin yetkilileri bunları yapıyor muhatapları da çaresizlik içinde sonuçlarına katlanıyor da, komşuluk ve hemşericilik ilişkileri içinde bu nasıl tezahür ediyor, sonu kavga, gürültü, gücü gücü yetene…
Sosyal medyada viral olmuş bir geyik dönüyor ya, hani çok tutulunca sürekli ve her şehre münhasır versiyonları çevrilen… Hani dayı orada belediyeden zabıta ile görüşmesinde “evladım şu sokak köpeklerine bir sahip çıksanız” deyince cabbar ve cevval zabıta “amca biz onları kısırlaştırdık, bir şey olmaz” diyor da, dayı cevaben “evladım ben ısırıyorlar diyorum” deyip konuyu damaya çıkarıyor ya… Sen ne diyorsun karşındaki ne anlıyor, senin rahatsız olman onların umurunda değil, izah ediyor da ediyor… Yok efendim onların alanlarına tecavüz hissediyorlar, efendim sabah yemeklerine müdahale olacağını hissediyorlar, “ben merkezci izahat gırla”… Hani tüm bu örneklerdeki muhteremlerin durumu; sen “Çanakkale Boğazı” diyorsun o “yandı orası” diyor ya…
Sonra köpeklerini alıp da sokaklarda gerine gerine geziniyorlar ya muhteşem bir şahsi tatmin ama senin evin önüne pisliyor lakin umurunda mı beyefendinin, hanımefendinin… Köpeği mutlu ya kendi de dört köşe efendim birkaç tekrardan sonra ki, mezkûr hayvan seviyor aynı yere defi hacet eylemeyi, hani bir tarafı ile de hükümranlık alanlarının tayininin röper taşlarını dikiyor, hayvan haklı, içgüdüleri böyle diyor… Haydi, o hayvan böyle yapıyor da, siz neden ön açıyorsunuz sorusuna cevap mı, salla ne cevabı… Oysa ne beklenir “hayvan sever” köpek gezdirenden hemen özel çantasından küreğini çıkarıp mezkûr necaseti toparlayıp defetmesi gerekir değil mi? Öyle mi oluyor, zinhar… Daha çok söylenebilir de lafı da bu kadar hoyrat kullanıp heder etmenin manası yok… İlaveten lafın tamamı “anlamayana” denir…
Diğer taraftan şahsi tatminlere matuf arifane izahlar konusunda da maşallah çok mahirler… Mezkûr muhteremleri bir dinle görgü, bilgi, hoşgörü, empati başlıkları altında her biri efsane maşallah… Genellikle de, köylülük üstüne her biri fetva sahibi edasıyla arzı endam ederken siz de keşke köylüler kadar hayvan sevseniz dersiniz lakin karşılık bulmaz kelamınız duvar-ı yüzünden adeta squash topu misalidir… Mevzunun derinliğinde her biri “çağdaş medeniyetin” merkezi Avrupa hayranıdır, oradaki sokaklar, parklar, korular lastik gibi gerilerek anlatılır lakin hayvan besleme mevzularındaki disiplin görmeye ya da görülse dahi hatırlamaya değer bulunmaz…
Bu kabil “hayvan sever” örtüsü altında konu, şüphesiz çok çeşitli hayvanların beslenmesine şamil olsa dahi sonuçta ağırlıklı kedi ve köpek ile sınırlı bir sevgide kilitlenmiş görülmektedir. Mesela aynı muhteremlerin kurban kesme ritüellerine sahte ve cılız ses çıkarmalar dışında ciddi manada itirazları yoktur… Hatta bir kısmı da büyük iştahla kurban kesme ritüellerinin assolistidirler… Develer kurban edilir, diller lal olmuştur… Adaklar adanmıştır, inançlara saygılıdırlar… Sucuk, pastırma, sosis müşterilerinin önemli bir kısmı hayvan severdir aynı anda… Dinlersen herkese münasip, mütenasip ve emsal kıssalar çıkar… Kıssalara güler misin, ağlar mısın? Zata mahsus hizmet…
Köpeklerin evcilleştirilmesi üzerine saatlerce, tarihi geçmişi abdestlenerek verilen fetvaları dinliyorsunuz ve anlıyorsunuz ki tüm bu olanlar kültürel ve sosyal ananeler kabilindendir… Kendine korunaklı alanların oluşturulması sürecinde en vefalı hayvanlar olarak köpekler öne çıkmıştır… Köpek üstüne, köpekleşmek deyimi üstüne olan tarihsel değerlendirmeler nedir peki? Neden köpekleşmek diye bir deyim var birçok dilde…
Nazım Hikmet’in çok sevdiğim bir başka şiiri ile son verelim… Hani diyor ya; “sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı?”.
Tahir
olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin
dünyayı doludizgin
Ama
o bunun farkında değildir
Ayrılmak
istemezsin dünyadan
Ama
o senden ayrılacak
Yani
sen elmayı seviyorsun diye
Elmanın
da seni sevmesi şart mı?
Yani
Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
Yahut
hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder