İnebolu; merkezinde yaklaşık 10.000, köyleri ile birlikte toplam 20.000 nüfusu olan bir yer… Canım Yurdumun genel ilçe nüfusları ile kıyaslandığında görece küçük bir yerleşim yeri… Lakin hem coğrafi, hem de tarihi misyonu açısından bakılınca ticari manada çok önemli bir yer olagelmiştir. Meclis Başkanı dönem arkadaşımız Ahmet Çeçen’in aktardıkları ve okuduklarımdan kısa bir özet çıkarmak istiyorum. Osmanlı İmparatorluğunun, resmiyet kazanamasa da ilk “Ticaret Odası” girişimi burada yapılıyor. 1870 senesinde ismine ulaşamadığım bir Fransız Firması tarafından, özellikle yumurta, kendir, kenevir, ip, halat, kereste, başta elma olmak üzere diğer meyvelerin ihracat işlemlerinin kolaylaştırılmasına ve işlerinin geliştirilmesi, ihtiyaçlarının giderilmesine matuf girişimi ile faaliyete başlar, lakin ömrü uzun olmaz. Osmanlı Bankasının bile ilk şubelerinden birini açtığı “tarihi liman kenti İnebolu”, Canım Yurdumun “Ticaret Odacılığı” geçmişindeki bu istisnai, öncü ve güçlü yerini, bu defa 1881 senesinde Kastamonu Salnamesinde “Ticaret Odası” Ticaret ve Ziraat Loncası adı ile kuruluşunun ilanı yer alır. İhracat ve İthalatın bu güçlü limanı, Avrupa’dan devrin sanayi mamullerini karşılarken, tarım ve gıda mamullerinin en mühim göndericisidir.
Yine okumalarımdan anladığım kadarı ile Canım Yurdumun ilk resmi “Ticaret ve Sanayi Odası” 1879 senesinde Tarsus’ta kuruluyor ve bunlardan sonra “İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası” Dersaadet Ticaret Odası adıyla kurulur. Bilahare Antalya ve İzmir mezkûr odalara sahip olur.
İnebolu Çarşısını gezerken, bir binanın önüne gelince, oranın “Vehbi Koç’un yazıhanesi” olduğunu öğrendim… Ben bunu biliyordum, ama nereden, evet hatırladım, yayına Can Dündar’ın hazırladığı “Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç” adlı kitapta vardı bu detaylar, çok net hatırlayamadığım için bu yazı öncesi, kitaplığımdaki kitaptan ilgili yerleri bir kez daha okudum. Enteresan hatıralar… “Babam beni, ilk önce Alemdarzade Hasan Efendi’nin yanına kattı, arkadaşım Arif Çubukçu da bizimle geldi. Üçümüz yaylı arabayla bir sabah Ankara’dan yola çıktık. Birinci akşam Kalecik, ikinci akşam Çankırı, üçüncü akşam Kalehan, dördüncü akşam Kastamonu, beşinci akşam Ecevit, altıncı akşam İnebolu’ya varırdık” Evet, böylesi bir meşakkate rağmen engin ticaret arzusu Vehbi Koç’u, tarihi liman kenti İnebolu’ya getirir. Enteresan hatıralar var…
İnebolu’nun ihracatına aracılık ettiği mühim mamullerden birisi de halat ve urgan olup, bilhassa Osmanlı Donamasının ihtiyaç duyduğu halat, urgan, yelken bezi ihtiyacının en mühim miktarı Kastamonu civarında yetiştirilen kendirden elde edilmekteydi. Stratejik mahsul kendir başlarda el tezgâhlarında ip, urgan, halat, kalafat, çuval olarak imal edilirken sonraları yerel sanayinin önemli bir girdisi olmuş. Hatta Canım Yurdumun endüstriyel dönüşümünün stratejik mahsulü kendir ve benzerlerinin ıslahı ve geliştirilmesi uğruna Kastamonu bir de ziraat mektebine kavuşmuş.
İnebolu’nun bir diğer ihracat ürünü de yumurtadır. İnebolu gönüllüsü rehberimiz Hakan Kurt’un aktardığı bilgilere göre senelik 60 milyon yumurta ihracatı söz konusudur. Elde bulunan bu eski fotoğraftan da anlaşılacağı üzere 750 ve 1.500 adetlik, adına tabut denilen ahşap sandıklara yerleştirilen yumurtalar başta Rusya, İspanya ve İngiltere olmak üzere diğer Batı Avrupa ülkelerine ihraç edilirmiş. Gerçi yumurta ihracatının yükseldiği dönem Cumhuriyet sonrası olmakla birlikte faaliyet çok eski senelere kadar gidiyormuş.
İnebolu, Karadeniz’in Anadolu’ya ve bağlantılı olarak İpek yoluna kadar bağlantısı sebebiyle stratejik bir önem kazanmaktadır. Bu öneme çok önceleri okumuş olduğum başka kitaplarda da rastlamıştım.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder